• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/sunumvaaz.vaaz
  • https://www.instagram.com/sunum.vaaz/
  • https://www.youtube.com/channel/UCrOVK1v-SpWyJl9iE8YTMdA

Anasayfa




Kim, bir Müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindirirse, Allahu Teâlâ, kıyamette en sıkıntılı anlarında, onu sıkıntılardan kurtarır. Hadis-i Şerif Kim, bir Müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindirirse, Allahu teâlâ, kıyamette en sıkıntılı anlarında, onu sıkıntılardan kurtarır.. Hadis-i Şerif
Kurban bizi alsın ve götürsün bir yakınlık diyarına... Ey yakınlığına muhtaç olduğumuz!... Yoluna kurban olduğumuz… Yakınlığını ver bize… Lebbeyk Allah’ım… Lebbeyk.. Kurbanımızı kabul, dualarımızı makbul eyle…
26.09.2014
25.09.2014
Kurban ibadeti maddî ve mânevî bütün oluşum ve yönleriyle insanın Allah ile, insanın insanla, insanın kurbanla, insanın kurbanlıkla iletişimini sembolize eden bir ibadettir. Mümin ve Müslümanın yüzünün ak olabilmesi için bu iletişimi akıllı ve şevkli bir hâle dönüştürmesi gerekir.
Sözlükte yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını keser. Böylece hem maddi durumu yetersiz olup kurban kesemeyenlere bir şekilde yardımda bulunmuş, hem de Cenab-ı Hakk’a, yaklaşmış olur.
25.09.2014
25.09.2014
Mekke ve Kabe yeryüzünün hem coğrafik merkezidir, hem de Tevhidin merkezidir. Vahyin beşiği, İslam Peygamberinin yurdu, Üm¬metin kıblesi, İslam'ın ilk defa hayata yansıya¬rak ümmete örnekler sunduğu coğrafyadır Mekke ve şarz kaynağıdır Kabe. İşte hac vasıta¬sıyla müslümanların o kaynağa başvurup, ondan kana kana dolmalarıyla İslam'ın temsil¬cileri olan hacıların şahsında Tevhid yenilenir, neşv ü nema bulur. Hac görevini yapan insanlar, günahlarından arınırlar, tekrar günaha dönmeme kararlılıklarıyla ülkelerine dönerler ve orada daha güzel bir hayatın adamı olmaya çalışırlar.
Kerim'deki "Hani bir zamanlar İbrahim'e Kâbe'nin yerini hazırlamış ve ona şöyle demiştik: ..." (Hac, 26) ayetini; veya: "Hani bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Kâbe'nin temellerini yükseltiyor ve..." ayetini (Bakara, 127) bu konuda delil olarak ileri sürenlerin kastettiği mana şudur: Kâbe'nin yeri Allah Teala'nın ezelî ilminde takdir edilmiştir, dolayısıyla yeri bellidir; ancak Kâbe'nin inşası, İbrahim (a.s.) ile oğlu İsmail (a.s.) tarafından gerçekleştirilmiştir. Tarihi olarak bu zaman diliminden öncesine ait bilgi ve rivayetler Benî İsrâil(Yahûdi ve Hristiyan) kaynaklarından nakledilmektedir ki, kural olarak, bunları ne doğruluyor ne de yalanlıyoruz. En doğrusunu sadece Allah bilir!
31.05.2014
31.05.2014
Hac, yıllık, dinî, ilmî, politik, diplomatik, ekonomik, sosyal uluslar arası bir kongredir. Onda dünyanın çok değişik yerlerinden gelen seçkin ilim adamları karşılıklı fikir ve görüş alış verisinde bulunur, birbirlerinin çalışmalarından haberdar olurlar. Diplomatik görüşmeler yapılır, yeni stratejiler belirlenir. Hac büyük bir ekonomik Pazar olarak pek çok kişinin para kazandığı, görgüsünü-bilgisini artırdığı büyük bir panayırdır. Müslümanların yetkin ve seçkin kişileri, insanlığın geride bıraktığı bir yılı gözden geçirir ve gelecek bir yıla dair plan ve programlar yapar, birbirlerine yararlı tavsiyelerde bulunurlar.
İslâm’da ümmet kavramı ilk defa Hz. Peygamber(s.) tarafından Medine’de oluşturulan ilk sosyal/ politik birliktelik için kullanılmıştı. Burada ümmet, o gün Medine’de yaşayan, bir ana çerçevede yer alan ve Medine’nin ortak savunmasına katılacak olan (Yahudi, Hıristiyan gibi) farklı beşeri unsurları da içine alan bir anlama sahipti. Daha açık bir nitelemede bulunmak gerekirse bu, Hz. Peygamber’in(s.) inisiyatifinde kurulmuş bir “Medine Ümmeti” idi. Daha sonraki şartlar, bu sosyal/ politik birlikteliği ayrıştırdı; Müslümanlar ayrı bir ümmet haline geldi. Zamanla ümmet kavramı Müslüman kitleyi anlatmada o kadar özdeşleştirilerek kullanıldı ki ümmet kelimesi tek başına da bir mensubiyet duygusuyla birbirine bağlı Müslümanlar birliği anlamına geldi.
31.05.2014
31.05.2014
Rasulüllah (s.a.s.) veda haccı hutbesinde bu ortak değere dikkat çekerek şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Bilesiniz ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. Bilesiniz ki Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü yoktur. Kırmızı derilinin siyah deriliye, siyah derilinin kırmızı deriliye takvadan başka bir sebeple üstünlüğü olamaz. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411.) Hadisin getirdiği istisna, başkalarına kaşı üstünlük elde etme yolunun takva yani Allah’a karşı gelmekten sakınmak bilinci olduğunu söylüyor. Bu bilinç aslında İslam’ın telkin ettiği eşitlik bilincinin de temelini oluşturur. Mutlak üstün Allah olunca, O’nun yarattıklarının kendi aralarında üstünlük vehmini yaşamaları takva bilincine aykırı düşer.
Dinimizde akıldan geçen düşüncelerin ve kalpteki niyetlerin büyük önem taşıdığını bilmek gerekir. Bugün bilim ispat etmiştir ki, insana mahsus iki tür düşünce (dalga) vardır: Pozitif düşünceler, negatif düşünceler… Yine bugün bilinmektedir ki, pozitif düşünceler, hayra ve negatif düşünceler şerre açılan birer kapı durumundadırlar. Bilimin bu sonuçlarını yüz yıllar öncesinden dinimiz birer esas olarak bize bildirmiştir.
31.05.2014
27.03.2014
Nasihat kelimesi, bildiğimiz manasının yanında “bir şeyi veya bir kimseyi içten sevmek, gönülden bağlanmak, sadakat ve samimiyet göstermek, arı, duru ve saf olmak” gibi manalar için de kullanılır. Yani kısaca samimiyet demektir. “Din nasihattir.” hadis-i şerifinde de bu anlamda kullanılmıştır.
Yapmış olduğumuz uğraşlarımızın karşılığını niyetlerimize göre elde edeceğiz. Kimi dünyasını ve ahiretini hüsran edecek, kimi her ikisini birden cennet edecek. Kimi riyakar davranışlarıyla kendini perişan edecek, kimi samimiyetle çalışıp kendini mesut edecek. Kimi Rabbini, kendisinin murakebe altında olduğunu unutup ikiyüzlülükle davranacak ve nihayetinde kaybedenlerden olacak, kimi Rabbinin kendisiyle beraber olduğunu, hatta şah damarından daha yakın olduğunu bilecek ve nihayetinde ihlasla kazananlardan olacak.
27.03.2014
27.03.2014
İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini, yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini belirtmişlerdir.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, herkesin merak ettiği ve bir çok insanın kaygılı olduğu organ nakli konusunda önemli açıklamalarda bulundu.
27.02.2014
27.02.2014
Bilgileri yenileyen, pekiştiren, hatırlatan, önemli nokta/an öne çıkaran; bir çalışma sonucunu açıklayan; laboratuvar araştırmalarını sunan, anket sonuçlarını ifade eden; önemli olay ve olguları dile getirmek üzere yapılan konuşmalara sunum adı verilir. Sunumda amaç; bilgileri yenileme, araştırma ve anket sonuçlarını değerlendirme, bilime katkıda bulunmadır. Sunumlarda dinleyici kitlesinin, konuya ilgi duyan kişilerden oluşur ve sunumda eldeki teknik imkânlardan yararlanmaya özen gösterilir.
Vaazda birinci mesele niyetin yani gayenin sağlam ve isabetli olmasıdır. Bir vaiz, Allah'ın dinini, O'nun adına anlatıyor olduğu bilincinde olmalı, bir kişiye daha olsun, hakikati anlatma niyeti taşımalıdır. Beğenilme ve yaranma duygusunu kalbinden kazımalıdır.
19.01.2014
18.01.2014
İşte böylesine hercümerç bir ortamda Mehmet Akif'i biz, Milletini doruk noktada seven, Milleti için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan ve kaçınmamayı telkin eden mısraların sahibi olarak görüyoruz. O, Bir realiteyi resimlendiriyor. Ve Milletini bu espri ile tarif ediyor... Milletinin tarifini, o Millete vücut veren mefkure (ülkü-hedef) birliği olarak hatırlatıyor; o birliğin yok edilmemesi, muhafaza edilmesi gerektiğini haykırıyor… Kanımca Safahat her evde -bu milletin fikri trendini takip etmek için- bulundurulması ve okunması gereken bir baş kitaptır…
O, hayal ile alışverişini kesen, her ne demişse görüp de söyleyen, hakikatin peşinde koşan, toplumdaki bütün sosyal, siyasî, ekonomik olayları “fotograf realizmi” denilebilecek bir gerçekçilikle anlatan ve bunlara çözüm yolları arayan ve üreten, kurtuluşumuzun ancak, İslâm’ın dupduru yaşandığı asr–ı saadet’e dönmekle ve İslâm’ı, asrımızın şartları içinde yeniden yorumlamakla olacağını vurgulayan ve bunu “asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” diye formülüze eden büyük bir şâir olmuştur.
27.12.2013
07.03.2013
Beş vakit namaz kılmak için camiye gidip, aynı safta omuz omuza nasıl kenetlenerek Rabbimize yöneliyor isek, sosyal hayatta da birbirimize öyle kenetlenmeli, birbirimizi sıkıntıya düşürecek tavırlar takınmak yerine, içimizdeki sevgiyi pekiştirecek, gönlümüzü birbirimize açacak prensipleri hayatımıza aktarmalıyız. Bu sebeple haset, kin, düşmanlık gibi dinimizin yasakladığı çirkin davranışları bir tarafa bırakmalı, merhamet, şefkat, sevgi , dostluk gibi güzel davranışları yaşantımızın bir parçası haline getirmeliyiz.
Yüce Allah, hak dinin ilkelerini, ilk insan/ilk peygamber, Âdem (AS)’dan itibaren bütün insanlara “vahiy” yoluyla bildirmiştir. Allah, insanları “hak dine” girmeye zorlamadığı için “hak dini” kabul eden de, hak dinden sapan ve “hak dini” tahrif eden insanlar da olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’e Kur’an verilmeye başlandığı zaman, Hicaz bölgesinde Allah’a şirk koşanların yanı sıra Hıristiyanlar ve Yahudiler de vardı. Allah’ı bir olarak kabul edenlerin (Haniflerin) sayısı azdı.
07.02.2021
05.02.2021
 4 
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret1268631
Hava Durumu
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ