• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/sunumvaaz.vaaz
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mübarek Geceler

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.90615.9298
Euro6.51286.5389
ÖRNEK BİR VAAZ PLANI VE VAAZ DUASI
VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ
"MEDİNE VESİKASI" BAĞLAMINDA PEYGAMBERİMİZİN KARDEŞLİK PROJESİ

"MEDİNE VESİKASI" BAĞLAMINDA PEYGAMBERİMİZİN KARDEŞLİK PROJESİ

 

Ahmet BELADA

“Birbirinizle ilişkiyi kesmeyin!

Birbirinize sırt çevirmeyin!

Birbirinize kin gütmeyin!

Birbirinize haset edip, kıskanmayın!

Ey Allah’ın kulları KARDEŞ olun!” (Hadis-i Şerif)

İslamiyet, bir taraftan Allah, Peygamber, ahiret inancı gibi iman esaslarını öğretip pekiştirirken, diğer taraftan da Müslümanlara takva, sabır, sevgi, saygı, kardeşlik, fedakârlık, vefakârlık, cömertlik vb ahlakî güzellikleri kazanma ve yaşama imkânı sunar. Ayetler, in yanı sıra Peygamberimiz de fili olarak kardeşliğin nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

Kolektif yaşamın sigortası kabul edilen kardeşlik, tesis edilmediği bir tolumda ahenk ve düzenden bahsedilemez. Zaten İslam’ın temel öğretilerinden biri de hiç şüphesiz güvene dayalı kardeşliktir.

Mekke’de oluşturulamayan kardeşlik, hicretten hemen sonra Medine’de yerine getirilmeye çalışıldı.

HİCRET ÖNCESİ YESRİB

İslam’ın ilk yıllarında bunun kolay olmayacağı muhakkaktı. Çünkü çölün özgür yaşamına alışmış Yesrib (Medine) halkı birdenbire, üstelik hiçbir şart ileri sürmeden, kendi topraklarından kovulan Hz. Muhammaed’i bağrına bastı.

Yesrib’in sosyopolitik yapısına bakacak olursak; kaynaklardaki efsaneye göre, kuzeyden gelen Amalikalılar’ın geldiği, liderlerinin Yesrib’de birkaç su kaynağı bulduğu ve birkaç kerpiç kulübe yaptırarak bu topraklara kendi adını verdiği anlatılır. Amalikalılar’ı Yahudilerin izlediğini biliyoruz. Yahudiler buraya çölde ticaret yapmak üzere yerleştiler. O günlerde, Yesrib üç Yahudi kabilenin egemenliğindeydi. (Beni Kaynuka, Beni Nadır, Beni Kureyza) Yahudi olan bu kabileler birbirleriyle savaş halindeydi. Bunlar da çölün putperest kabilelerinden çok da farklı değillerdi. Bunlara ilaveten, Yemen’ den gelen Evs ve Hazreç kabileleriydi. Bu göçmenlerin görevi savaşarak Yesrib’i koruyacak, Yahudiler ise ticaretle uğraşıp, düzeni sağlayacaklardı.

Ayrıca Yesrib korunaklı bir şehir değildi. Kentte yaşayanlar zamanlarının yarısını komşularıyla, rakipleriyle ve çöldeki yağmacılarla savaşarak geçiriyordu. Değişik bir ifadeyle Yesrib de, yağma ve savaş onların gözünde birdi. Hicret öncesi on dört bin kişinin yaşadığı şehir de durum kısaca buydu.

HİCRET

Akabe biatlerinden sonra Peygamberimiz henüz hicret etmeden, Medine’ye gelen Musab bin Umeyr, Önce şehrin sosyal yapısını tahlil etti. Ardından hizmete koyuldu. Durup durmaksızın anlattı, vaatlerde bulundu ve sessizce sonucu bekledi.  Hatta kendisini öldürmeye gelen Mikdat bin. Esved ve Saad bin Muaz’a; “beni dinleyin ondan sonra yapmayı düşündüğünüz fiili gerçekleştirin” diyerek onları kendini dinlemeye ikna etti. Öldürmeye gelenler dirilerek geri döndüler. Kabile reisi olan bunların İslam’a girmeleriyle birlikte ciddi bir başarı elde edilmiş oldu. Böylece kısa sürede Yesrib’de İslam’ın girmediği ev kalmadı. Öyle bir atmosfer oluştu ki Medine, başta ‘Kutlu yolcu’ olmak üzere gelecek olan misafirlerini beklemeye başladı.

MUHACİR VE ENSAR

Bu iki kavram her ne kadar konuşma ve yazı dilinde kullanılıyorsa da hiçbir zaman hicretten sonra ortaya çıktığı gibi kullanılır olmamıştır. Bu tarihten sonra Muhacir ve Ensar kelimeleri Peygamberin Mekke’li ve Medine’li seçkin kimseleri çağrıştıracaktır.

Bu mümtaz kişilerin yaşayacağı şehre hicret eden Resûlüllah, Ensar şehrine gelir gelmez söz ve eylemleriyle sınıf ve ırk ayırımını yıkmaya, kibir ve gurur esaslarını yok etmeye, bütün insanlar arasında gerçek eşitliğin adil ölçülerini yerleştirmeye çalıştı. “Halkın tarak dişleri gibi eşit olduğunu, Arab’ın arab olmayana, kırmızının siyaha takvadan başka bir üstünlüğünün bulunmadığını” ilan etti. Bu ölçülere göre “takva” insanlar arasında yegâne ölçü ve üstünlük sebebi oldu.

Bilindiği gibi, Mekke’den Medine’ye göç edenlere verilen isime Muhacir, onlara ev sahipliği yapanlara da Ensar denir. Her Peygamber’in hayatında hicret olgusu varsa da, Peygamberimizinkine benzeyen hiç olmamıştır.

Muhacirlerin hemen hepsi birçok maddi ve manevi sınavdan geçerek Medine’ye geldiler. Mekkeliler Arabistan Yarım Adasının birçok alanda en becerikli olanlarıdır.

Peygamberimiz her bir Mekkeliyi bir Medineliyle kardeş yapmıştır. İnsanlık tarihinde hiç görülmeyen, asla da görülemeyecek olan bir kardeşlik tesis edilmiştir. Her şeyini terk ederek hicret eden Mekkelilere, iki hanımından birini teklif edecek kadar kardeşliğin zirvesine çıkan, Medineliler (Ensar):

“Ey yoksulların yoksulu dostum, sana nasıl yardım edebilirim? Evim de servetim de emrine amadedir” derken, Muhacirde;

“Ah, benim güzel dostum, bana pazarın yerini göster, yeter” demiştir.

Gerçekten de muhacir pazara gitmiş, orada kendine bir iş kurmuş ve kısa sürede servetine yeniden kavuşmuştur. Zengin Medinelilerin eline bakan tek tük muhacir kalmıştır.  

Peygamberimiz ise, Musab’ın verdiği rapor ve kendinin müşahedesiyle Medine toplumunu örgütlemeye başladı. Gördü ki, Müslümanlar kendilerine verilecek her emri yerine getirmeye hazırdır. Artık birbirine düşmüş Medine ailelerinin karşısında, disiplinli ve kararlı kardeşlik sergileyen bir muhacir ve ensar kardeşliğiyle çıkabilirdi. Çünkü oluşturulan bukardeşlik, Onu Medine’nin mutlak hakimi yapmıştır. Artık iktidar alanını genişletmeye ve inanca dayalı devletini kurmaya başladı. Öncelikle halkın tamamının uyacağı ortak metine ihtiyaç vardı. Bundan hareketle Peygamberimiz,Medinelilerin bütün temsilcileri ile müminler arasından ileri gelenleri bir araya topladı. “Medine halkı çatışma içinde, kan dökerek yaşıyor. Ben bu kente barış getirmeye geldim. İşte bu barışı ilan ediyorum.”  Dedi ve ardından onlara kaleme aldığı “Medine Vesikası” diye bilinen yasaları okumaya başladı.

İslam’daki bu ilk yasama girişimiyle Peygamberimiz, kendisinin bütünüyle başka bir yanını ortaya koyuyordu. Artık Medine halkının karşısında berrak fikirleri, çelik gibi kararlılığıyla ve incelikli düşünceleriyle bir devlet adamı duruyordu; bu, Arapların o güne dek gördükleri siyasetçi tipine hiç ama hiç benzemiyordu. Artık ortada herkesin uyması gereken bir de “anayasa” mevcuttu.

İhtiyar dünyamızın birliktelik ve kardeşlik üzerine yazılı, elimizde bulunan tek belgesi “Medine Vesikası” dır. Özetle o metinde;

“…Devletin lideri Muhammed’dir.

*Tüm Medineliler devletin üyesidir.

*Daha önce ailenin söz sahibi olduğu her konuda, örneğin kan davaları, savaşa girme vb, devlet söz sahibidir…

*Yahudiler inananlar tarafından korunur ve savunulurlar.

*Savaş ve barış konusunda kararı veren peygamberdir.

*Gerekli durumlarda, Medine’de yaşayan herkes vergi verir.

*Peygamberin yaslarını çiğneyen ya da dine karşı hareket eden kişi, ailesinin sağladığı da dâhil olmak üzere, her türlü koruma hakkını kaybeder.

*Müslümanlar, bir inançsızın öldürülmesinden doğan kan davası tanımaz. Kendi inancından biri zarar gördüğünde bunun intikamını almak tüm Müslümanların görevidir.

*Peygambere karşı konuşan kimse ailesi dahil olmak üzere, kimse tarafından korunmaz. *…İnananların koruması altındaki Yahudiler ve Hıristiyanlar, kamu işlerinde Peygamberin *yasalarına uymakla yükümlüdür.

*Yahudiler ile Hıristiyanlar, yalınızca savaş durumunda, şehrin, savunulmasında askeri göreve çalışırlar. Diğer tüm konularda Müslümanlarla eşittirler.

*Müminler, diğer insanlardan ayrı olarak birbirinin mevlası (dostu-kardeşi) durumundadırlar…

*Müslümanlar birbirlerine yardım etmeli, esir düşen din kardeşlerini kurtarmalı ve toplulukta ihtiyaç içinde olan kimse bırakmamalıdırlar.

*Hiçbir Yahudi ya da Hıristiyan İslam’ı kabul etmeye zorlanamaz…

*Her türlü değişikliğin tek yetkilisi Allah ve Onun Resûlüdür.

*Bu sulh ancak onlar (müminler) arasında adalet ve eşitlik esasları üzere yapılacaktır… *Şüphesiz takva sahibi Müminler en iyi ve en doğru yol üzerindedirler…

*Bu sahifede gösterilen kimseler arasında, fesadından korkulan, bütün olay ve anlaşmazlık vakalarını Allah’a ve onun elçisi Muhammed (sav)’e götürülmesi gerekir.

*Allahü Teâlâ, bu sahifede yazılanlara en iyi şekilde riayet edenlerle beraberdir.”

Özetleyerek verdiğim bu vesikanın bütününü esas alarak şu yorum yapılabilir:

  1. Resûlüllah, Medine toplumunun farklılığına rağmen, Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği, kardeşliği sağlamaya, onların birbirlerine zıt olan kalplerini birleştirip, birbirine ısındırmaya, tek bir ümmet haline getirmeye Muaffak olmuştur.
  2. Resûlüllah, bu ümmetin fertleri arasında, her türlü yakınlık, hatta akrabalıktan önde gelen din kardeşliği temeline oturtan bir yardımlaşma, birlik ve beraberlik ortaya çıkartmaya Muaffak olmuştur.
  3. Resûlüllah, siyasi ve dini bir şahsiyet sahibi herhangi bir cemaatin, fertler üzerinde hakları, fertlerin de cemaatler üzerinde hakları olduğunu zikretmiş, fesatçının cezasını verme ve emniyeti tesis etmede o hakların rolünü açıklamıştır.
  4. Umumi iş ve menfaatlerin dağılımında, Yahudi cemaatinin Müslümanlarla eşitliğini şart koşmuş; böylece İslam’a rağbet duyanlar için yol açmış ve onlar için Müslümanların yararlandıkları haklardan yararlanmalarını tekellüf etmiştir.
  5. Sosyal sonuçları itibariyle; Medine’de kurulan Resûlüllah hükümetine terettüp eden sosyal sonuçların başında, sınıf farkını kaldırmak, aşamalı olarak kölelikle mücadele etmek, kadının mevkini yükseltmek ve sarhoşluk veren unsurları yok etmek gelmektedir.
  6. Kabile taassubunu yıkmak için İslam kardeşliğini en sağlam ve kalıcı biçimde gerçekleştirmeye. Ölüm döşeğinde bile halkı kardeşliğe, hakkı ve sabrı tavsiye etmeye davet etmiştir.
  7. Bu anlaşmayla; Resûlüllah’ın hükümeti, bütün hükümet vasıflarını tamamlamıştır. Ayrıca doğu ile batının boyun eğdiği bütün Müslümanların hükümeti haline geldi.
  8. Bu vesika; Medine’de oluşan İslam kardeşliğinin temel esaslarına ve bir tek liderin yönetiminde idare edilmesine mesnet teşkil etti.
  9. Bu anlaşmayla; İslam’ın inanç ve devlet düzeni olduğu ispat edilmiştir.

Bir arada yaşamak durumunda olan farklı insan gruplarının karşılıklı konuşması, birbirini anlama ve tanıma sürecine girmesi, eğer mümkünse aralarında hukuki zemin teşkil edecek ortak paydaları ortaya çıkartıp, bu paydalar çerçevesinde yaşanması sağlanmıştır.

Peygamberimizin bütün arzusu, farklılıkların her birinin birer çiçek gibi açtığı, her birinin kendine özgü güzel kokular verdiği bereketli bir beşeriyet bahçesi meydana getirmektir.

Kurân'ın ortaya koyduğu ilkeler, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından uygulamaya konmuş, Sünnet ve Siretin de 'ete kemiğe bürünmüştür’.

İşte Medine Vesikası bu müşahhas ve doğrudan uygulamaya dayalı kardeşlik ve bir arada yaşama modelidir.

Bu anlaşmayla beraber Peygamberimiz Medine’nin tek otoritesi kabul edilmiş oldu. Böylece Medine site devletinde yepyeni bir sistem kurulmuş oldu. Kurulan bu sistemde Müminler arasında kan ve aile bağının yerini din bağı, yani kardeşlik almış oldu.

Böylece İslam, dinî bir inanç sistemi olduğu ölçüde kardeşliğe dayalı siyasî bir rejim oldu.

İnsanların bir arada yaşamasının mümkün olan iki yolu vardır: Biri, baskı ve güç kullanımı; diğeri özgür insanların kendi aralarında mutabakata varmaları ve mutabakatın bir hukukî sözleşme hüviyetinde onların hareket ve davranışlarını, hak ve sorumluluklarını belirlemesidir. Vesikayla ikinci kısım gerçekleşti. 
Anayasalar, kanunlar, akitler, ahitnameler hep bu amaçla yapılmıştır. Elbette sözleşme metinleri olmasaydı ne sosyal barış olur ne de siyasi bir birlik kurulurdu. Şu var ki, bütün bunlarda söz konusu olan sözleşmelerin insanların özgür iradeleri, yani rıza ve kabulleriyle akdedilip edilmedikleridir. 
Müslümanlar, bu konuda zengin bir mirasa sahiptir. Müslümanların tarihi tecrübesi genel anlamıyla din, etnik, dil ve kültür gruplarının farklılığını tanıma, onların temel hak ve özgürlüklerini hukukun teminatı altına alma esasına dayanmış, böylelikle çok sayıda din, mezhep, kavim ve kültür bir arada yaşama imkânı bulmuştur. Bu birikimin sahibi olan bizler her şart ve koşulda bu birlikteliği ve kardeşliği tekrar oluşturabiliriz.

Bilindiği gibi kardeşlik; din ve nesep olmak üzere iki çeşittir. Asıl olan din kardeşliği olduğundan Peygamberimiz Medine Vesikasıyla bunu tesis etmiştir.

İnanan insanların ilk kardeşlik noktaları, iman bağıdır. Bu bağla birbirine bağlanmayanlar, aynı anadan babadan dahi olsalar kardeş sayılmazlar. Diğer bütün yakınlıklar ise, bu kardeşlikten sonra gelir. Mesela, insan karısını boşarsa, karı-kocalık ve yakınlığı ortadan kalkar; fakat din kardeşliği yine devam eder. Çünkü din kardeşliği; ayrıştırıcılığı değil birleştiriciliği emrederdir. Renge ve ırka bakmadan beraber olabilmeyi gerektirir.

Hatırlayınız Nuh aleyhisselam tufan öncesi oğlunun kurtulup gemiye binmesi için; “Yarabbi bu ehlimdendir...” dediğinde Allah;“o senin ehlin değildir” demek suretiyle kişinin kendi çocuğu da olsa eğer inanmamışsa ehli, kardeşi olamayacağını belirtmektedir.

İslam’da ümmet prensibi vardır. Bu prensip gereği, din, kültür ve siyasî birliktelik ve kardeşlik istenir.

SONUÇ OLARAK DERİM Kİ

Tek Allah inancına göre; seçilmiş halk, seçilmiş ırk veya sınıf yoktur. Bütün insanlar eşit, bütün müminler kardeştir. Hiçbir insan Allah nezdinde herhangi bir imtiyaza sahip değildir. Çünkü Cenabı Hakk, müminleri bütünüyle kardeş ilan etmiştir.

Müslüman’dan ırkçı, ırkçıdan Müslüman olmaz. Yıllarca birlikte yaşamış olan bizler maalesef, din unsurunu dikkate almadan, farklı saiklerle birbirimize kem gözle baktık. Birileri çıkıp ta, kardeşim bizi birbirimize bağlayan temel unsur dindir. Din ise her türlü ayrılığı men ediyor demedi. Bir yerde inkâr politikası güttük. Bu da birçok cana maal oldu. Hepimiz çok bedeller ödedik. Şimdi ise önümüze çok ama çok güzel bir fırsat çıktı. Bunu topyekûn iyi değerlendirmeliyiz. Peygamberimizin; “Kavmiyet güdenin bizden değildir” ifadesini iyi anlamalıyız. O bizlere ırkçılığın İslam dışı olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca böylesi durumlarda; “Müslüman’ın haline aldırmayan Müslüman değildir” diyerek de bütün insanların sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

O halde, yaşanan böyle bir süreçte hiç kimse bana ne diyemez, dolayısıyla hepimiz sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek zorundayız.

M. Akif’in; “Şayet kiminiz Araplığına, kiminiz Arnavutluğuna, kiminiz Türklüğüne, kiminiz Kürtlüğüne sarılacak olup ta, din kardeşliğini bir tarafa bırakacak iseniz, neuzubillah, (Allah korusun)hepimiz için hüsran-ı mübîn (açık perişanlık) muhakkaktır” dediği gibi.

O halde;

Kardeşlik; İslamî anlayışın temelidir.

Kardeşlik; beden gibi birbirini koruyup kollamak, her uzvun sevinç ve acısını hissetmektir.

Kardeşlik; bina gibi birbirini desteklemektir.

Kardeşlik; zincir gibi birbirini bırakmamaktır.

Kardeşlik; müminlerin birbirine aynalık yapmasıdır.

Kardeşlik; inandıklarında sağlam, ama kendisi gibi düşünmeyenlere kötü gözle bakmamaktır.

Kardeşlik; aşırı duygusallığa kapılmaksızın, insanları sevmektir.

Kardeşlik; güçlü ama alçak gönüllü olabilmektir.

Kardeşlik; sana darıldığında, yalan ve iftirada bulunmamaktır.

Kardeşlik; selam vermek, mecliste yer vermek, sevdiği isimle onu çağırmaktır.

Kardeşlik; cümle yaratılmışa bir gözle bakmaktır.

Kardeşlik; gönülsüz, kardeşinin malını almamaktır.

Kardeşlik; birbirine zulmetmeyendir.

Kardeşlik; birbirini zorda bırakmayandır.

Kardeşlik; birbirinin ihtiyacını giderendir.

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”


KAYNAKLAR

  1. Hz. Muhammed Bir Yaşam Öyküsü, Esad Bey (Kurban Said)
  2. Ali Bulaç
  3. Siyasi-Dini-Kültürel-Sosyal İSLAM TARİHİ, Prof. Dr. Hasan İbrahim Hasan, Kayıhan Yay. 1985 c.1
  4. İslam Peygamberi, Muhammet Hamidullah, İrfan Yay. 1980, c.1
  5. İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegovic
  6. İslam Mezhepleri ve Müesseseleri, Prof. Dr. Suphi es-Salih, Bir Yay. İst. 1983
  7. Tefsir Yazıları ve Vaazlar, Mehmet Akif Ersoy, DİB Yay. Ank. 2012

 

  
3785 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret1087353
Hava Durumu
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ