• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/sunumvaaz.vaaz

Vaazın Yeni Yüzü

VAAZ

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mübarek Geceler

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.71435.7372
Euro6.27756.3027
ÖRNEK BİR VAAZ PLANI VE VAAZ DUASI
VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ
CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI

Bütün dini inanç sistemlerinde mabedler, inanılan varlığa karşı dini görevlerin, toplu veya ferdi olarak ibadetlerin icra edildiği, kişinin kendisini inandığı varlığa yakın hissettiği mekanlardır. Bu yerler, ilahi alemle dünyevî alemin kesiştiği, başka bir anlamda Tanrı ile insanın bir nevi buluştuğu ve kişinin kendisini ilahî huzurda hissettiği yerlerdir. Bu sebeple, İslâm, manastırların, havraların, kiliselerin ve mescitlerin Allah'ın isminin bolca anıldığı mekanlar olduğunu belirtmiş, buraların Allah'ın koruması altında olduğuna işaret etmiştir. (Bkz. Hac, 40). Her inanca göre ibadetlerin yapıldığı yerlere verilen hususî isimler bulunmaktadır. İbadet edilen mekanı ifade etmekte kullanılan farklı isimlerin, ortak manaları bulunmaktadır ki, bu da ma'bed kavramının karşılığıdır. Müslümanlar tarafından, ma'bed teriminin karşılığı olarak "mescit" ve "cami" isimleri kullanılmıştır. Camiler, İslâm şehirleşmesinin en önemli ve en belirgin özelliğidir. Müslümanlar ikamet ettikleri her yere büyük olsun küçük olsun bir cami veya mescit inşa etmişlerdir. Camiler, insanların rahat bir şekilde gelip ibadetlerini icra edebilmeleri için en merkezi yerlerde inşa edilmişler bu sebeple şehirleşmenin de çekirdeğini oluşturmuşlardır. İslam'ın ilk günlerinden itibaren Müslümanlar cami yapımına önem vermişler ve yaptıkları hayrın ebedi olması için yarışmışlardır. Kur'an, Allah'a ortak koşan kafirlerin Allah'ın mescitlerini imar etmeyeceklerini, Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılıp zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimselerin imar edeceğini bildirmiştir. (Bkz. Tevbe,17-18) Hz. Peygamberde (sas), bu manada cami yapımını teşvik etmiş ve dünyada Allah için bir beyt yapana Allah'ın cennette bir köşk ihsan edeceğini beyan etmiştir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki Allah'ın mescitlerinin imarı ve bakımı en mükemmel olarak oraya devam etmek ve cemaatinin sayısını çoğaltmak suretiyle mümkün olacaktır. İçerisi ne kadar temiz olursa olsun, büyüklüğü ve ihtişamı ne kadar çok olursa olsun cemaatı bulunmayan cami, mamur edilmiş bir mabed özelliğini taşımayacaktır. Camiler, ilk dönemlerden itibaren İslâm toplumunun eğitilmesinde önemli rol üstlenmişlerdir. Bu açıdan camiler, birer eğitim ve öğretim merkezleridir. İlk dönemlerde Mescid-i Nebevi'nin avlusunda başlayan eğitim ve öğretim camilerdeki eğitim ve öğretime temel teşkil etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.), ümmetini öncelikle burada eğitmiştir. Günümüze intikal etmiş bulunan büyük ilmî mirasın ve eserlerin verildiği mekanlar yine camiler olagelmiştir. İmam-ı Âzam, Ahmet B. Hanbel, İmam-ı Malik ve İmam Şafiî elde ettikleri bütün bilgileri camilerdeki ilim halkalarından almışlar yine camilerde aynı şekilde öğrencilerine nakletmişlerdir. Camiler, bir eğitim merkezi olma özelliğini asırlar boyunca koruyarak muhafaza etmiştir. Halen İslâm toplumu, temel dini bilgilerini ve ahlâkî kaideleri camilerdeki va'z ve irşad hizmetleri vasıtası ile elde etmektedirler. İlk Kur'an eğitimi camide verilmekte, namaz, abdest, hac gibi ibadetlerimizi nasıl yapacağımız, orucu nasıl tutacağımız, insanlarla olan ilişkilerimizde nasıl davranacağımız konusundaki bilgiler orada öğretilmektedir. Camiler toplumsal kararların alınmasında tarih boyunca etkin rol oynayan mekanlardır. Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminden itibaren camiler toplumsal olaylarda önemli kararların alındığı mekanlar olmuştur. Yakın tarihimizde Kahramanmaraş'taki Fransız İşgaline karşı ayaklanma camiden başlamış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hacıbayram Camii'nde kılınan namazdan sonra dualarla açılmış, Kurtuluş Savaşı'nda halk camilerde yapılan va'z ve okunan hutbelerle bilinçlendirilmiştir. İstanbul Camilerini, İstanbul (Costantinople) isimli eserinde değerlendiren De Amıcıs söyle demektedir; "son derece sade göz kamaştıracak kadar beyaz ve her tarafa aynı derecede ve tatlılıkla ışık veren sayısız pencerelerle aydınlatılan bu kubbeler altında göz, her yanı ve her şeyi bir anda görebilmekte ve kendini derin bir düşünce ile birlikte bayılırcasına tatlı bir sükunete, kış şeması altında uzanan karla kaplı bir vadinin verebileceğine eş bir sükunete kaptırır gider... Zihin mekan ve kubbeden dosdoğru Allah'a ulaşır. Korku veya hüzün uyandırabilecek bir şeye de rastlanmaz. Burada ne esrar, ne hayal, ne de loşluğunda insanın ruhunu karartan, karışık semavi mertebelerine göre sıralanmış aziz resimlerinin yerleştirildiği karanlık köşeler de mevcut değildir. Burada yalnızca apaçık, pırıl pırıl ve ürpertici, saf fikir halinde tek olan, müteal olan Allah vardır..." (A. Djevad, Yabancılara Göre Eski Türkler,1974, İstanbul, 74) Başkanlığımızca "Camiler Haftası" olarak ilan edilen Ekim ayının ilk haftası 1986 yılından beri il ve ilçe müftülüklerimizin katılımı ile çeşitli etkinliklerle kutlamaktadır. Bu haftada adeta yurdumuzun tapu senetleri olan camilerimizin bakım onarımı yapılmakta, camilerimizin tarih içindeki ve günümüzdeki fonksiyonları ve diğer hususiyetleri konferans, panel ve sempozyumlarla göz önüne serilmektedir. Bu hafta, yapılacak etkinliklerle camilerin toplumumuz üzerindeki önemi ortaya konulurken, camilerimizin daha temiz, daha bakımlı olması için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

CAMİ VE İBADET PSİKOLOJİSİ DİNLER VE MABEDLER 

İbadet bütün dinlerin ortak terimi olduğu gibi ibadet yapılan yer anlamına gelen mabed de bütün dinlerin vazgeçilmez unsurlarından biridir. İbadetin şekli, zamanı, âdâbı, erkânı dinlere göre farklılık gösterdiği gibi mabedlerin şekli ve mimârî yapısı da inanç ve kültür sistemlerine göre değişiklik arz eder. İslâm inancına göre ilk insan ilk peygamber olduğundan dolayıdır ki, ilk mabedi de Hz. Âdem'le başlatmak gerekir. Hz. Peygamberin bir hadisine göre yeryüzünde yapılan Kur'an-ı Kerim'i dinliyoruz: "O zaman biz Mabed'i insanların tekrar tekrar yöneleceği bir hedef ve bir kutsal sığınak yapmıştık. Öyleyse İbrahim için vaktiyle belirlenen yeri ibadet mahalli edinin. Nitekim biz İbrahim ve İsmail’e emrettik: "Mabedimi, onu tavaf edecekler için, onun yakınında tefekküre dalacaklar için, rukû ve secde edecekler için temiz tutun" (Bakara,125) Hıristiyan ve Yahudilerle ilgili birçok konu ve tartışma hakkında bilgi veren Kur'an-ı Kerim bu dinlere ait mabedlere de bir vesile ile atıfta bulunmaktadır: "Kendilerine haksız yere saldıran kimselere savaşma izni verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir. Onlar ki sadece "bizim Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Çünkü Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler çoktan yıkılıp gitmiş olurdu ve muhakkak Allah O'nun davasına arka çıkanlara yardım edecektir..." (Hac, 40) Yahudilikte Havra, Sinagog, Hıristiyanlıkta, kilise ve Manastır gibi isimler alan mabed, Müslümanlıkta daha çok Cami ve Mescid kelimeleriyle karşılanmıştır. Bugün cami kelimesi yaygın ise de Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu kelime yerine Mescid kullanılmıştır.(2)

CAMi MERKEZLi BiR HAYAT
Hz. Peygamber ile başlayan iIâhî dinlerin yeni dönemi de ibadet ve mabed merkezli bir hayattı. İlk zamanlar muhalif müşriklerden köşe bucak kaçarak eda edilen dua ve niyazlar, zamanla daha serbest ve hür bir zemin kazanmış, özellikle Hicret'le birlikte Mescid yapımına hız verilmiştir. İlk yıllarda Müslüman toplumun ibadet yeri olmasının yanında, ilmî, fikrî, siyâsî askerî... bir çok konunun da görüşülüp tartışıldığı yer olan Mescid, zamanla kurulan müesseselere (medrese, saray, kışla) bu görevlerin bir kısmını devretmiştir. İslâm'ın yeryüzüne yayılmasıyla birlikte farklı büyüklükler, malzemeler ve farklı mimârî özelliklerle yapılan cami ve mescidler İslâm medeniyetinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, hatta "alâmet-i fârikası olmuştur. Kur'an-ı Kerim'in ifadesine göre yeryüzü ve gökyüzünde olan her şey Allah'ı tesbih etmekte ve ona secde etmektedir. O'na secde eden ve O'nu tesbih eden varlıklardan biri de insandır. Ancak insanda -diğer varlıklardan farklı olarak- secde etmeme, karşı durma, isyan etme özelliği de vardır. İrşad ve din eğitimine bu "karşı koyma"yı en aza indirmek için yapılan faaliyet olarak bakılabilir. Aslında, inanma, bağlanma, ibadet etme duygusu insanda fıtrîdir, doğuştandır, tabiîdir. Ancak bazı insanlar bu duygusunu değişik yol ve bahanelerle bastırmakta, yok saymakta, ciddiye almamaktadır. Bütün bu tavırlara rağmen insanoğlunun dünyadaki macerası dikkate alındığında dönüp dolaşıp sığınacağı, sığınabileceği en emin "Liman" yine din olmakta, yine ibadet ve kulluk olmaktadır. İnsanı bilgilendiren ve yönlendiren ana kaynaklardan biri Mukaddes Kitaplar olduğu gibi, dini metinleri açarak, yorumlayarak, şerh ederek insan da dine hizmet etmiş, tesir ve ilgi alanının genişlemesine ve derinlemesine yardım etmiştir. Şüphesiz dinin en "özel" tarafı ibadet dünyasıdır. Kişi olarak insanı en yakından ilgilendiren konu da budur. Din mensubu ibadet anında en güzel duyguları yaşar, en derin konulara dalar. Allah ile kurduğu manevî bağ sayesinde daha önce hiç hissetmediği şeyleri hisseder. O'nun huzurunda alçakgönüllülük "devlet"inin ne anlama geldiğini kavrar, elleriyle birlikte gönlünü de O'na açmanın sonsuz vecdini yakalar. Bu vecd, ibadetin sürekliliğini sağlar, günün değişik zamanlarında, farklı yerlerde ayrı güzellikleri arama-bulma gayretini destekler, Allah'a kul olmanın getirdiği kavrayışla, Allah'ın kullarına karşı olan ilişkilerini de istenilen seviyeye yükseltir.

CAMi - CEMAAT
Arapça, toplayan, bir araya getiren anlamına gelen cami, ibadet dünyasının merkezlerinden biridir. Genel anlamda insan grubu, toplum anlamına gelen cemaat da aynı kökten türeyen bir kelime olup özel olarak ibadete katılanlar, camiye gelenler için kullanılan bir terimdir. İslâm'da bazı ibadetler, ferdî olarak, istenildiği yerde yapılabildiği gibi bazı ibadetlerin de camide toplu olarak yapılması şarttır. Aynı kökten türeyen cuma namazı böyledir ve ferdî olarak edâ edilemez. Tek başımıza evde kılabileceğimiz diğer günlük namazların ise camide kılınması teşvik edilmiştir.(3) Bunun gerekçelerini tahmin etmek zor değildir. Toplu ibadet etmenin pek çok yararının yanında burada bizi ilgilendiren özellikle ruhî ve psikolojik faydalarıdır. Camide işitilen bir güzel söz, görülen bir güzel yüz, tanışılan bir güzel insan gönüllere bir inşirah ve huzur üfler. Bu güzel duygularla mabedler bir başka anlam kazanır, umut meşalesi tutuşur, yardımlaşma ve sevişmenin getirdiği atmosfer dinî duyguları geliştirir ve pekiştirir. Dertlilere dertdaş, gariblere yoldaş olmanın kazandırdığı ruhî derinlik dinî hayatımızı kuvvetlendirir. Tirmîzî'nin rivayet ettiği bir hadis'te camilerin "Cennet bahçesi" olarak nitelendirilmesi de bu gerçekle ilgili olmalıdır.(4)

MESCİD - SECDE
Saygı duymak, boyun eğmek, alnı yere koymak anlamına gelen "sucüd" kelimesinden türeyen mescid, secde yapılan yer anlamındadır. Aynı kökten gelen değişik kelimeler Kur'an-ı Kerim'de yaklaşık yüz defa geçmektedir. Secde ve mescid kelimelerinin geçtiği ayetlerde namazda ve namaz dışında bir Müslüman'ın yaşayabileceği derûnî hallerin zirvesi anlatılmakta, secde ile kulluğun, secde ile Allah'a yaklaşmanın, secde ile gözyaşının bütünlüğü vurgulanmaktadır. "Yoksa siz gece boyunca secde ederek yahut ayakta durarak, kendini ibadete adayan, öteki dünyayı gözeten, Rabbinin rahmetini dileyen kimse ile kendinizi bir mi tutuyorsunuz? De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9) "Gecenin bir kısmında O'na secde et, uzun geceler boyu O'nu tesbih et" (İnsan, 26) "... Allah'ın huzurunda yere kapan ve O'na yaklaş" (Alak, 19) "...Ne zaman kendilerine o sınırsız Rahmet Sahibi'nin mesajları okunsa ağlayarak O'nun huzurunda yere kapanırlar..." (Meryem, 58) "Onlar ki, gecenin derinliklerinde secdeye vararak ve kıyama durarak Rablerini anarlar." (Furkan, 64) Kur'an-ı Kerim'de, kainatta var olan her şeyin Allah'a secde ettiği ifade edildiği gibi daha önceki din mensuplarının da bir kısmının aynı derunî hayatı yaşadıklarını haber vermektedir: "Ama onların hepsi aynı değil. Geçmiş vahyin izleyicileri arasında gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve O'nun huzurunda secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır." (Âl-i İmran, 113)

YARDIMCI UNSURLAR
İtaat etmek, boyun eğmek, alçak gönüllü olmak, tapmak anlamına gelen Arapça "abd" kökünden türeyen ibadet, dindar insanların bütün meşru tutum, duyuş ve davranışlarını içine alabilecek kadar geniş kapsamlı bir kelimedir. Burada ibadetin daha çok cami ve namazla ilgili yönüne temas edilecek, ibadet psikolojisinin bu boyutu tahlil edilmeye çalışılacaktır. Şüphesiz ibadete hazırlık denince akla gelen ilk unsur temizliktir. Fizikî pislik veya hükmî kirlerden temizlenerek bedenimizle birlikte dikkatimizi de hayatın en ciddi işine hazırlarız. Dış temizlikten iç temizliğe geçen yola girer, suyun uyarıcı, temizleyici özelliğinden istifade ile derûnî aleme doğru yürürüz...(5) Organlarımızı yıkarken bu organlarla işlediğimiz günahları da yıkar, paklar, onların manevî yükünden kurtuluruz.(6) Camide yapılan ibadetin, gereği gibi ifa ve icra edilebilmesi için pek çok unsurun dikkatli bir şekilde bir araya getirilmesi gerekmektedir. Hazırlık safhası olmadan ibadette bulunması gereken "huzur ve huşu" halini yakalamanın mümkün olmadığını bilmek gerekir. Bunun için bütün organlarımızla bu "temel" görev için seferber olmak gerekmektedir. Görme, işitme, koklama duyularımızın bu işe tahsis edilmesi, nihayet gönlümüzle bunun taçlandırılması gerekmektedir. Çünkü insanın iç alemine hitap etmek, bu alemin imkan ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmak, dolayısıyla secde yapabilmenin doyumsuz anlarını yakalayabilmek için, bu organların birlikte hareket etmesi, aynı hedef için güçlerini birleştirmesi gerekmektedir. Göze, kulağa, buruna ve nihayet gönüle hitap eden güzellikleri dikkatli ve titiz bir takiple bir araya getiren mü'minler ibadetin güzellikleriyle tanışabilir, kulluğun esrar dolu sahnelerini seyredebilirler. Kur'an-ı Kerim'in sık sık göz, kulak ve gönüle birlikte atıf yapmasının, dikkatimizi çekmesinin bir sebebi bu gerçek olmalıdır. "Kendi arzu ve özlemlerini tanrı edinen ve bunun üzerine Allah'ın, zihninin hidayete kapalı olduğunu bilerek saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde çektiği insanı hiç düşündün mü...?" (Casiye, 23)

GÖRME DUYUSUNA HiTAB EDEN GÜZELLiKLER
1- "Müminler müminlerin dostudur" düsturunca bir dost yüzü görmek, bazen dünyalara bedel bir coşkuya sebep olabilir. 2- Allah'ın evine "alıcı gözle bakmak" onun taş ve kerpicinin ötesinde manevî ihtişamını seyretmek de ayrı bir değerdir. 3- Caminin içinde yer alan sanat eserleri, asırlara meydan okuyarak gelen kürsü, minber, milyonlarca insanın secdesine ve gözyaşına şahit olan halılar, hüsn-i hatIar, ne güzel yadigârlardır! Allah'ın kitabını en güzel bir yere koyup okumak için geIiştirilen rahleler, Allah'ın kitabına layık bir cilt yapabilmek için çırpınan sanatkârların göz nurlarını taşıyan eserlerin dış yüzü gözlerimizin bayram yapmasına yetebilecek güç ve zenginliklere sahiptir. 4- "Ey Ademoğulları! Her secde edeceğinizde güzel elbiselerinizi giyin..."(A'râf, 31) emrine uygun olarak en güzel kıyafetleriyle camiye gelen mü'minler de gözlerimize hitabeden bir başka unsurdur. 5- Namaz saflarının düzeni ve ritmik hareketler de göze hoş gelen ve insanın heyecanlandıran manzaralardandır. İbadet ve secde edilen yerin önemli unsurlarından biri de ışıktır. Mabedlerin ışıklandırılması ibadet psikolojisi açısından çok önemlidir. Sinema ve tiyatro başta olmak üzere görseI faaliyetlerle ışık arasındaki kopmaz bağın üzerinde düşünmek bizi konumuza yaklaştırmada rol oynayabilir. Tamamen karanlık bir mekân ruhumuzu aydınlatmadığı gibi, ışığa boğulmuş bir zemin de gönül dünyamıza hitab etmez. Ruhumuzu okşayan ise bu ikisi arasında duran "loş" ışıktır. Seher vaktinin sihir ve güzelliği de buradan kaynakIanmaktadır. Elektriğin yaygınlaşmasıyla birlikte camilerimiz tabir caizse bir ışık bombardımanına uğradı. Lambalar çoğaldıkça içimizin de aydınlanacağını zannettik. Halbuki etrafımızdaki eşyayı daha net gördükçe dikkatimiz dağıldı, gözümüzun faaliyet alanı çoğaldıkça, gönül gözümüz bir şey göremez hale geldi. Gönül dünyamızın pencerelerini açabilmek için elektrik düğmelerini kapatmak gerekir. Yatsı ve sabah namazı hariç elektrik kullanmamayı tercih etmek, elektrik kullanıldığında ise asgarî ölçüyü bulmak gerekir. Bu sadece basit bir "elektrik tasarrufu" meselesi değil, gönül dağınıklığını giderme projesinin ilk ve zarurî adımıdır. 

İŞiTME DUYUSUNA HiTAB EDEN GÜZELLiKLER
Gönlümüzü besleyen ana kanallardan biri kulaktır. İbadet hayatımızda bu kanaIı besleyen bazı güzellikler şöyle sıralanabilir: 1- Güzel bir sesle ve usülüne uygun olarak okunan ezan daha camiye girmeden bize ulaşan, bizi tefekkür ve tebessüme davet eden bir bestedir. 2- Caminin içinde makamla ve güzel bir sesle okunan ayetler, dualar, salât ve selamIar getirilen kamet bu duyguları besleyen önemli unsurlardandır. 3- Namaz surelerinin sesli olarak okunduğu namazlarda imam efendinin okuduğu ayetlerin de bu ruhî dünyanın kemale doğru yürümesinde önemli hissesi vardır. 4- Camilerde özellikle namazdan önce yapılan vaaz ve okunan hutbelerin dikkatle dinlenmesi de gönül alemini besleyen bir faaliyettir. 5- Nihayet toplu dua, niyaz ve yakarışlar esnasında duyulan sesler, iniltiler, ağlamalar his dünyamız açısından çok önemIidir. Mabedlerin ses düzeni, ışık düzeni kadar önemlidir. Gözümüz gibi kulağımız da yeterli bir sesle iç alemimize dış alemin dalgalarını aksettirebilir. "Düzen"siz ses düzeni ile camilerimizin lahûtî atmosferi gürültüye kurban edilmekte, gerekli gereksiz yere kullanılan mikrofon-hoparlör, teşkilatı ile kulaklarımız adeta işkenceye tabi tutulmaktadır. Camilerimizin büyük kısmında, günlük namazlarda mikrofon kullanılmadan imamlık ve müezzinlik yapmak mümkündür. İnsan sesinin güzelliği bir tarafa, derinden derine duyulan sesin ruhu okşayan, dikkati toplayan bir özelliği de vardır. Işık gibi seste de tabiî olanı tercih etmek, sunî olandan uzaklaşmak ibadetlerimizin derinlik kazanması açısından çok önemlidir. Tabiata yaklaşmak, tabiî olana ilgi duymak bir anlamda gerçeğe yaklaşmak demektir. Büyük ampullere değil ay ışığına, dev hoparlörlere değil kuş sesine ihtiyacımız vardır. Secdede iken cebindeki telefon sesini dinlemeye mahkum olmak konunun ne kadar uzağında olduğumuzun en "çağdaş" belgesidir.

 

KOKLAMA DUYUSUNA HiTAB EDEN GÜZELLiKLER
1- Göze ve kulağa hitabeden güzellikler, güzel kokularla tamamlanmaktadır. 2- Camilerde güzel kokular sürünmeye bir fantezi olarak değil bu gerçeğin bir ifadesi olarak bakmak gerekir. 3- Güzel koku mümine, güzel bir ses, güzel bir şaheser kadar ufuk açabilir. Gönlüne hitab edebilir. Dost yüzü ve dost sesini dost kokusu tamamlayabilir. 4- Soğan, sarımsak gibi hoş olmayan kokular yayan yiyecekleri yedikten sonra camiye gidilmemesinin de hikmeti üzerinde düşünmek gerekir. 5- Hz. Peygamber'e dünyadan sevdirilen üç şeyden birinin güzel koku olduğu da unutulmamalıdır. Güzel bir koku insanı zaman ve mekan boyutlarının ötesine taşıyarak derûnî hayallere daldırır. Önüne eski güzel sayfaları yeniden açar, güzel hatıralardan güzel olayları yeniden hatırlatır. Bu kadar güzellikleri bir arada gören, duyan ve hisseden bir gönlün yapabileceği tek şey şükürdür: "...Size göz, kulak ve gönüller veren O'dur, ne kadar az şükrediyorunuz." (Mülk, 23) Sana şükür olsun Allah'ım, bize su verdin, ışık verdin, nur verdin, sıhhat verdin, dost verdin. Mescidimiz var, müezzinimiz var, imamımız var, gönül adamlarımız var. Bize Sen'i anlatıyor, Sen'i sevdiriyorlar. Senin sevgili Peygamberini tanıtıyorlar. Sana şükür olsun Allah'ım, Sana inanıyoruz, Sana gönlümüzü açıyoruz, Sana dua ediyoruz. Sen her şeyi görür ve işitirsin. Kainat sana secde ediyor ben de etmek istiyorum. Senin huzurunda alnımı secdeye koymak istiyorum... Sana şükür olsun Allah'ım... Sana şükür olsun... Sonsuz nimetlerine layık bir kulluğumuz yok... Sen her şeyi bilirsin, Sen her şeye kadirsin, Sen her şeye hakimsin... Sana yalvarıyorum, Sana senin "söz"lerinle yalvarıyorum... "Gönlümü aç... işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz Rabbim..." (Taha, 25) Duygular sacayağını tamamlayan koklama da dinî-derûni hayat açısından önemlidir. Camiye, duş alarak gitmeyi, güzel elbiseler giymeyi tavsiye eden İslâm dini, dolayısıyla güzel kokuyu da emretmektedir. Göze ve kulağa hitabeden bir mekanın güzel kokularla bezenmesi, kalbî hassasiyetlerin beslenmesini kolaylaştırmakta, adeta "hitamuhu'l misk" olmaktadır. Camilerimizin bu açıdan en büyük çıkmazı ayakkabılıkların ve çorapların durumudur. Secde yaptığımız yerin güzel kokması ruh dünyamız açısından çok önemlidir. Kir-pas, toz-toprak içindeki bir elbise ile Allah'ın huzuruna çıkmak, pis kokularla mabedlere girmek bu mekanların bereketinden bizi uzaklaştırabileceği gibi başkalarını rahatsız etmenin vebal ve sorumluluğunu da omuzlarımıza yükleyecektir. Gönül dünyamızı bu üç organın görüp duyduklarıyla besleyebilirsek kalbimizdeki katılıklar, taşlaşmalar yok olur, mühürler çözülür, hastalıklar tedavi olur, körlükler, sağırlıklar giderilir, Allah'ın zikri ile kalbimiz ürperir hale gelir. Abd olarak (kul olarak) mabette, mabudumuza gerektiği anlamda secde yapabilmenin huzurunu hissederiz. Çünkü Kur'an-ı Kerim bedenle ruhun, ten ile kalbin, birlikte yumuşamasına, Allah'ın zikrine beraberce uyum sağlamasına işaret etmektedir. (Zümer,23) Farklı organlarımızla yakalayabileceğimiz değişik güzellikleri bakalım Yahya Kemal nasıl özetliyor:(7) İlmin derin görüşleri aklın hükümleri Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri *** Bazan gönül dalar suların musikisine Bazan Yesari hatların en nefisine *** Baktım Yesari hatların bir nefisine Daldım coşup giden denizin musikisine *** Hilkat lisan-ı hâl ile her bâr söylenir Manay-ı Rabb'ı etmeyip izmar söylenir *** Her yanda musikiyle akar cuybârlar Her bâd-ı subh u şam ile eşcar söylenir. Sesin, suyun ve çizginin musikisini bir araya getiren Bursa Ulucamii gibi kaç camimiz var? Kıymetlerini bilen kaç kişimiz var? RUHANİYETLi ŞEHiR Evliya Çelebi (Ö. 1684) Ulucamii gördüğü zaman bu mabedin yaşı üç yüze yaklaşıyordu. Osman Gazi'den itibaren ilk altı padişahın mezar ve hatıralarıyla dolu olan bu beldeyi anlatabilmek için "ruhaniyetli şehir" ifadesini kullanmayı tercih etmişti. Aslında tarihi dokusu olan her şehir ruhaniyetlidir. Böyle mekanlardaki havayı teneffüs edenler bu kokuyu alır, bu duyguyu yaşar. Yeter ki tarihi yadigarlar yok edilmesin, "eski" diye hor görülmesin, "modası geçti" diye nevzuhur şeylerle "takas" edilmesin. Yahya Kemal Süleymaniye'yi ziyaret ettiğinde ise bu ulu mabedin yaşı dört yüze yaklaşıyordu. "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" isimli kırk üç beyitlik muhteşem şiirinde dün ile bugünün, gece ile gündüzün, Asya ile Avrupa'nın, Van ile Varna'nın birlik ve bütünlüğü sergilenmektedir. Artık cami, taş ve hendeseden başka bir şeydir. Bütün insanî melekelerini bu konu üzerinde teksif edenler bunu anlayabilirler: Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum Bir zaman hendeseden abide zannettimdi Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi Senelerden beri rüyada görüp özlediğim Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim Dili bir gönlü bir imanı bir insan yığını Görüyor varlığını bir yerde toplandığını Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine Çok şükür Tanrı'ya gördüm bu saatlerde yine Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı(8) İnsanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olması günümüzde sık sık kullanılan ifadeler zümresindendir. Fakat bunun yolları nedir, nasıldır sorusu üzerinde yeterince durulduğunu söylemek zordur. İnsanın kendisiyle barışık olması her halde maddî bir şey değildir. Gönül dünyasını devreye almadan bu işin gerçekleşmesi mümkün olmadığı gibi çevre ile barışmak da söz konusu değildir. Dolayısıyla gönlümüzü öne almak, onun imkan ve kabiliyetlerini tesbit edip geliştirmek gerekmektedir. Bu dünyayı besleyen en mühim kanallardan biri de "geçmiş toplum"ların iz, eser ve abideleridir.

SONUÇ

Dinin temeli olan iman, kalp merkezli bir kabul olduğu için dini hayata da gönül merkezli bir yaşama tarzı olarak bakmak mümkündür. Yukarıda zikredilen organların alışverişiyle oluşan "servet" bir anlamda gönülde mayalanmakta ve işe yarar hale gelmektedir. Bu organların vazifelerini gereği gibi yapamamaları halinde insanoğlu için bir engel teşkil etmekte ve onu yakalaması gereken kemal noktasının uzağına düşürmektedir: "Ey Muhammed! Kalplerimiz bizi çağırdığın her şeye kapalıdır, kulaklarımız sağırdır ve bizimle senin aranda bir perde vardır..." derler. (Fussilet, 5) Camilerde müslümanlara bu kadar güzellikler sunulduğu halde hiç birini işitemiyor, göremiyor ve yere kapanıp ağlayamıyor ise bu organlar vazifelerini yapamıyor demektir. İşte kalb, göz ve kulağa dikkat çeken bir başka ayet: "Onlar arasında öyleleri vardır ki seni dinler görünürler ama kalplerinin üstüne onları hakikati kavramaktan alıkoyan perdeler yerleştirdik. Kulaklarına da sağırlık. Hakikatin bütün işaretlerini görselerdi yine de ona inanmazlardı..." (En'am, 25) Demek ki, görmek için ayrı bir dikkat, işitmek için farklı bir titizlik, hissetmek için değişik bir tefekkür gerekiyor. İbadetlerden zevk almak, mabed psikolojisini duya duya yaşamak, namazda huşu denen güzellikle tanışmak için ezanın okunmasıyla başlayan, abdest alınmasıyla gelişen, camiye girmekle büyüyen, Allah'ın evinde Allah'ın evine yönelerek "Allahüekber" nidasıyla kemale doğru giden, yere kapanmakla zirveye ulaşan bir faaliyet çizgisini izlemek gerekiyor. Bir başka ifade ile mümin bütün imkan ve kabiliyetini, bütün uzuv ve organlarını bu süre içinde tek bir noktaya teksif etmeli, bu hedefe odaklanmalı ve kilitlenmelidir. Aksi halde normal hayatın dağınıklığı abdestte de, camide de, secdede de devam etmekte, fırsatlar elden kaçmaktadır. Araba gürültüsüyle "gürültüye giden" bir ezan, su israfıyla israf edilen bir abdest ve nefes nefese, koşa koşa girilen bir cami ile (9) fırsatlar uçup gitmektedir. Çünkü göz, kulak ve gönülün işe yaraması için Allah'ın ayet ve mesajlarına açık olması gerekir: "... Onlara kulaklar, gözler ve gönüller bahşetmiştik. Ama Allah'ın mesajlarını reddetmeye devam ettikleri için ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara fayda verdi..." (Ahkaf, 26) "Bunda şüphesiz kalpleri ayık olanlar, yani uyanık bir zihinle kulak verenler için bir uyarı vardır..." (Kaf, 37) 1- Buharî, Enbiya, 40; Müslim, Mesâcîd, 1, 2. 2- Mabed konusu hakkında geniş bilgi için bk. Güç, Ahmet, Dinlerde Mabed ve İbadet, İst. 1999. 3- Müslim, Mesâcid, 272. 4- Tirmizî, Deavât, 82; İbn Hanbel, II/150. Caminin diğer fonksiyonları ve mimarî gelişimi için bk.DiA. Cami md. 5- Diğer dinlerde ibadet konusunun ele alınış tarzı için bk. DiA, İbadet md. 6- Müslim, Taharet, 33. 7- Bu yazıda iktibas edilen tüm şiirler Y. Kemal Beyatlı'ya aittir. 8- Y. Kemal Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, 5, (İst. 1969) 9- Bk. Buhari, Ezan, 21. 

Diyanet Aylık (Sayı:130)

( İÇİNDEKİLER )

 Sayfa:4/10

[ CAMİLER HAFTASI ]

  
12202 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam141
Toplam Ziyaret1080106
Hava Durumu
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ