• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/sunumvaaz.vaaz
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mübarek Geceler

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
ÖRNEK BİR VAAZ PLANI VE VAAZ DUASI
VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ

Yaratılış Gayemiz Ve Allah’ın Verdiği Değer

Yaratılış Gayemiz Ve Allah’ın Verdiği Değer PDF Vaazı İndirmek İçin TIKLAYINIZ.
Yaratılış Gayemiz Ve Allah’ın Verdiği Değer WORD Vaazı İndirmek İçin TIKLAYINIZ.

YARATILIŞ GAYEMİZ VE HEDEFİMİZ

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّافَاَحْبَبْتُ أَنْ اُعْرَفَ فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ كَيْ اُعْرَفَ

“Yavrum, öyle bir hayat yaşayın ki, Allah’ın sizi yarattığına değsin!”

“Allah sevgisiyle başlayıp, iman şerefiyle biten bir hayat, en mutlu hayattır.”

Yaratılan her varlık evrende bir yer işgal eder. Her yer işgal eden varlığın mutlaka bir amacı vardır. Allah Teâlâ, kâinattaki bütün varlıkları bir hikmet ve nizam ile yaratmıştır. Güneşin, ayın, yıldızların, soluduğumuz havanın, bulutların, yağmur ve kar tanelerinin, dağların, taşların, hayvanların, bitkilerin, insanların… Velhasıl her şeyin bir hikmeti, yaratılış amacı ve gerçeği vardır.

Etrafımıza baktığımızda her şeyin bir maksadı gerçekleştirdiğini aklıselim olan her insan müşahede etmektedir.Amaç ve gayesi olmayan hiçbir şeyi yüce yaratanımız var etmemiştir.

Evimizde bulunan eşyalarımızdan hareketle de bunu anlamamız mümkündür.

  • Eşyaların bir yaratılış gayesi vardır. Buzdolabını düşünün, çamaşır makinesini, elektrik süpürgesini, halıları, tabak çanağı düşünün. Her birinin evde bir bulunuş amacı vardır.
  • Peygamberlerin bir yaratılış gayesi vardır.Bütün resuller insanları Allah'a (c.c.) itaat ve ibadet etmeye, emir ve yasaklarına göre yaşamaya çağırırlar. Doğru yolun Allah’a giden yol olduğunu tebliğ ederler.
  • Meleklerin bir yaratılış gayesi vardır. Gayelerinin dışına asla çıkmamışlardır. Akıllı varlıklardandırlar. Ancak insanlar gibi iradelerini kendi istek ve arzularına göre kullanamazlar.
  • Hayvanların bir yaratılış gayesi vardır. İneği düşünelim. Süt verir, etinden, derisinden vs. yararlanılır. Bu onun yaratılış gerçeğidir. Biz her türlü teknolojik imkâna sahip olmamıza rağmen bir ineğin ürettiği safiyette süt üretebilir miyiz?
  • Bir balık düşünelim. Allah (subhanehu ve teala) onun yapısını yaşayacağı ortama göre tasarlamış ve programlamıştır. Balığın programlanmış hali susuz bir ortamda yaşamaya müsait değildir. O hayatına ancak suyun içerisinde sağlıklı bir şekilde devam edebilir.
  • Bal arısını düşünelim. Her gün sofralarımızı bereketlendiren bal, binlerce çiçekten elde edilen polenlerle arılar tarafından işlenerek en güzel haliyle bizlere sunulmaktadır. İnsan çiçekler olmasına rağmen arının ürettiği kalitede ve güzellikte bal üretebilir mi?

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَآ اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ﴿71﴾ وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَاْكُلُونَ ﴿72﴾ وَلَهُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿73﴾

"Görmediler mi ki, Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden dörder ayaklı hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. Onları,  kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan (sütlerinden içip etlerinden de) yiyorlar. Onlarda daha bir çok menfaatleri ve türlü içecekleri de vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? " (Yâsîn 36/71–73)

  • Bitkilerin bir yaratılış gayesi vardır. Domatesi düşünelim. Allah en güzel tat ve renkte yaratmıştır. Bir tohumdur, tohum toprağa düşer, gerekli şartlar oluşunca filizlenir, mevsimi gelince en güzel ürünlerini Mevla’nın izni ile bize ikram eder.
  • Rüzgarları düşünelim:rüzgarların esmesinde binlerce gaye ve hikmet vardır.  Hava sirkülasyonunu sağlayan, bitkilerin döllenmesini sağlayan, havayı temizleyip arındıran, bulutları sevk eden, yağmurların yapmasına vesile olan hep rüzgar değil midir?
  • Bir an rüzgarların olmadığını düşünelim. Hayat mahvolurdur. Bitkiler döllenmez,  Hava temizlenmez ve her tarafa zehirli hava dolardı. Bulutlar sevk edilemezdi.  Yağmur muhtaç olan yere yağmazdı. Ve daha nice faydaları var. 
  • Gezegenlerin bir yaratılış gayesi vardır. Hiç birinde bir sapma söz konusu olmamıştır. Güneş bir metre dünyamıza yaklaşmış olsa yanıp kavruluruz.
  • Güneşin doğup batışından ayın ince hesaplarla dünyaya bağlamasına, dünyanın eğik yaratılışına, dünyanın dörtte üçünün sularla kaplı oluşuna, semanın muhteşem burçlarına kadar her şeyin yaratılışından binlerce gaye vardır.

“Dil Şükür Ve Hamd İcindir”

Sadi anlatıyor: “Birisi çocuğunun kulağını burdu, ona şöyle dedi: “Şaşkın, bedbaht çocuk. Ben sana kazmayı odun kır diye verdim. Mescidin duvarını yık demedim. Dil şükür ve hamdiçindir. Hakşinas olan kimse onunla gıybet etmez, Kulak; nasihat dinlemek içindir. Bühtan, batıldinlemeğe çalışma iki göz Cenabı Hakk’ın asar-ı kudretini görmek içindir. Kardeşinin, dostunun

Ayıbından göz yum.” (Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, M. ERGÜN, S.21)

 

  • Bütün varlıkların bir görevi var. İnekler süt veriyor, arı bal yapıyor, tavuk yumurtluyor, balık bize et yetiştiriyor. Hatta lüzumsuz sandığımız bazı varlıklar bile hizmet ediyor. Yılanın zehirinden ilâç yapılıyor, karıncalar çıkardıkları gazla güneşin zararlı ışınlarını süzen ozon tabakasını güçlendiriyor, solucanlar fosforla toprağı besliyor. Gereksiz, hikmetsiz, boş ve zararlı hiçbir varlık yok.

Bunların hepsi insan için çalışıyorlar. İnsan da bütün varlıklardan yararlanıyor, kullanıyor, hatta sevdiği canlıyı yatırıp kesiyor ve etini yiyor.

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

“Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.” (Sâf 61/1)

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰـكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” (isrâ 17/44)

اَفَلَمْ يَنْظُرُوٓا اِلَى السَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ﴿6﴾ وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ﴿7﴾ تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ ﴿8﴾

"Onlar, üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur. Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik. Bunlar, Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir." (Kaf50/6-8)

5 milyar yıl önce yaratılan dünya, şekilden şekle, halden hale girmek suretiyle Allahın taktirine varoluşunu devam ettirmiş ve bu günkü halini almıştır. Önce melekler Rabımızın “Ol” emri gereği “Oluvermiş”; sonrasında galaksi sistemi dediğimiz kainat var olmuş emr-i ilahi gereği.

Dünya, kendisine emanet edilecek varlık için gelinlik kızların çeyizlerini ilmek ilmek işledikleri gibi sanatkarının elinde şekillenmiş; dağları, taşları, toprakları, denizleri ve gölleri var etmiş. Toprağın, iklim şartlarının ve coğrafi konumun elverişliliğine göre orada yaşayabilecek uygun bitki örtüsünü ver etmiş ve milyonlarca farklı bitki çeşidi sunmuş temaşa edenlere, yaratıcımız. Sonra milyonlarca çeşit hayvan yaratılmış, hepsi birbirinden farklı renk, cüsse ve özellikte.

Ve nihayet en sonunda, Allah adına yeryüzünü imar ve inşa edecek, toprağı işleyecek, Allah adına hilafeti üstlenecek, kâinatın en şerefli misafiri olan insan yaratılmıştır.

Her şeyi bizler için yaratan Allah’tır

هُوَ الَّذٖى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.” (Bakara 29.)

Kuşlar, Kurtlar Niçin Emrine Amade Oluyordu?

Selman-ı Farisi (r.a)’e misafir gelip de doyuracak bir şey bulunmadığında sahradaki geyikve kuşlarıçağırıp kerametten minellah yemek yaparlar ve hayretle bu hali soranlara: “Bir kulAllah’ın emrine amade olup, ona itaat ederse Allah onu dar anında zora sokar mı? Allah’a kullukedenlere dünyanın hizmet edeceğini” ifade ederlerdi.(Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, M. ERGÜN, S.15)

Allahın verdiği sayısız nimetler vardır:

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (NAHL suresi 18. ayet)

Dünya hayatında insanın elde edebileceği en büyük nimet, Allah'ı tanıması ve O'na kullukta bulunmaktan zevk duymasıdır.

Biz kimiz? Nereden geldik? Nereye gideceğiz? İnsanın yaratılış gayesi Kur’andır.

اَلرَّحْمٰنُ ﴿١﴾ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ ﴿٢﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَ ﴿٣﴾ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ﴿٤﴾

“Rahmân Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona açıklamayı öğretti.” (Rahman 1-4)

Yüce Allah’ın herşeyi ve herkesi kuşatan rahmetini ifade eden Rahman isminin en büyük tecellisi Kurân’dır. İnsanın yaratılış gayesi Kurân’dır. Öyleyse Kurânsız bir insan zikre değer bir şey değildir. Esasen insan değildir. Doğal olarak insan, Kurânla tanımlanır; ona uyumu ile değerlendirilir.

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab, 72)

Allahın kıymet verdiği insanı gelin hep birlikte yaratanın ayetlerinden okuyalım.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طينٍ () ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فى قَرَارٍ مَكينٍ () ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اخَرَ فَتَبَارَكَ اللّهُ اَحْسَنُ الْخَالِقينَ ()

''Andolsun ki biz insanı (Âdem 'i) süzülmüş bir çamur (ve hülâsasın) dan yarattık. Sonra onu (yani Âdem'in evlatlarını) bir nutfe kılıp, sağlam bir karargahta (rahimde) yerleştirdik. Sonra o nutfeyi uyuşmuş kan olarak yarattık. Arkasından o kanı bir parça et olarak yarattık ve o eti kemik (üzerin)e et giydirdik. Sonra onu (rahimde) başka bu hilkat olarak inşa ed(ip ruh üfle)dik. (Bütün hüküm ve kudretinde) yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne güzel ve ne yücedir'' (el-Müminîn, 23/12-16).

1. Allah’ın en güzel şekilde yarattığı ve bütün organlarını tastamam yaptığı varlıktır: insan

وَالتّٖينِ وَالزَّيْتُونِ ﴿١﴾ وَطُورِ سٖينٖينَ ﴿٢﴾ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَمٖينِ ﴿٣﴾ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ ﴿٤﴾ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلٖينَ ﴿٥﴾ اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ﴿٦﴾ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّٖينِ ﴿٧﴾ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِمٖينَ ﴿٨﴾

“İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir? Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?” (Tîn 1-8)

2. Ruhundan üfleyerek şereflendirdiği yegânevarlıktır: insan

ثُمَّ سَوّٰیهُ وَنَفَخَ فٖيهِ مِنْ رُوحِهٖ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْپِدَةَ قَلٖيلًا مَا تَشْكُرُونَ

“Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 9. / Sâd 72)

3. Allahın tertemiz rızıklar verdiği varlıktır: insan

وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ

“Size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır.” (Mü'min 64.)

4. Yaratılmışlara üstün kıldığı ve şan şeref sahibi yaptığı varlıktır: insan

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖى اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثٖيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضٖيلًا

“Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsrâ 70.)

5. Yaratılan her şeyi istifadesine sunduğu varlıktır: insan

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً

“Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?” (Lokman 20.)

6. Akıl, irade ve özgürlük verdiği varlıktır: insan

يُؤْتِى الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثٖيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara 269.)

7. Vahiy, peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle doğru yolu gösterdiği varlıktır: insan

فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ الَّذٖى يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهٖ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Öyle ise Allah'a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanır- iman edin ve O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A'raf 158. / İsrâ 97. / Nûr 54. / Şuara 78 / En'âm 153)

8. İradeli ve bilinçli olarak iman ve ibadet etmesini istediği varlıktır: insan

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât 6.)

9. İyilik yapanları mükâfatlandırıp kötülük yapanları cezalandıracağı ve Sorumlu kıldığı varlıktır: insan

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ ﴿٨﴾ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ﴿٧﴾

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl 7-8)

10. Bilmediği şeyleri Allah’ın kendisine öğrettiği varlıktır: insan

11. Allah’ın tertemiz fıtrat üzere yarattığı ve değiştirilmesini arzulamadığı varlıktır: insan

12. Şah damarından daha yakın olduğunu bildirdiği varlıktır: insan

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

"İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet 75/36)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Duhan 38-39.)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا

“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık… (Sâd: 27)

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

“Bizim sizi, boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn: 115)

Peki başıboş değilsek, Rabbimiz bizi niçin yarattı?

Ey insan! sen niçin yaratıldın?

En basit varlıktan en yüksek varlıklara kadar her şeyin yaratılışında ve hareketinde bu kadar gayeler olur da varlıkların sultanı ve ahsen-i takvim olan insanın yaratılışının bir gayesi olmaz mı?

İnsan, gaye ve amaçlan için yaşar. Herhangi bir işe başlarken, hedeflenen bir takım amaçlar yoksa, başarıya ulaşmak güç olur. Çünkü niçin çalışıldığı belli değildir ve ne kadar mesafe alınması gerektiği de aynı şekilde belirsizdir. İşte bu yüzden, insanı yaşatan, onun yaşamını anlamlı hâle getiren gayeleridir.

Eti yenmez, sütü içilmez, derisi kullanılamaz insan, neden yaratılmış?

İnsanın yaratılış gayesi; önce

  • Allah (c.c.) ı tanımak,
  • şüphesiz bir imanla kalbi bağlılık sağlamak,
  • imandan sonra sadece Allah (c.c.) a ibadet etmek,
  • buyurduğu ahlak ilkeleriyle örülü bir hayat yaşamak,
  • Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAV)’in yolunu takip etmektir.

İnsanın yaratılış amacı ayet-i kerime ile sabittir.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٥٦﴾ مَا اُرٖيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا اُرٖيدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ﴿٥٧﴾ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ ﴿٥٨﴾

 “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi ancak Allah’tır.” (Zariyat: 56-58)

İbadet Kelimesi Sözlük Anlamıyla: Kul ve köle olmak, Boyun eğmek,itaat etmek, O'nu ilah tanımak, O'na yapışmak ve ayrılmamak , Kendini ibatede vermek manalarına gelmektedir

İnsanın yaratılış gayesi olan Allah’a kulluk tüm bir hayatın ifadesi olmalıdır.

  • Allahı tanımak(Marifetullah)
  • Allah’a itaat ve ibadet etmek (Kulluk) (abd ve Abdullah olmak)
  • Kur’ana uymak
  • Peygamberin gösterdiği yoldan gitmek
  • Rıza-i ilahiye ermek
  • İslam ahlakıyla ahlaklanmak
  • Dünya imtihanında sınıfı geçmek
  • İnsan olmak

قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir” (En-am/162)

اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًا

“Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.” (Maide/3)

  • İbadet; Allaha Söz Vermedir
  • ibadet, Allah'ın kulları üzerindeki bir hakkıdır.
  • ibadet: Yaşanan İslâmın Tümüdür
  • ibadet; Allah için yaşanan hayattır.
  • ibadet; kulun Allah için yaptığı davranış ve eylemlerin tümüdür.
  • İnsanları iyi Yönetmek de İbadettir.
  • Helal Rızık Arayışı Bile Nafile ibadetten Sayılmıştır

Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikrederken, sen uykuda olma.

"İbadet; Allah'ın (c.c.) elçileri vasıtasıyla emrettiği şeylere bağlanmak suretiyle O'na itaatte bulunmaktır."

İbadet aslı itibarıyla kalp, dil ve organlarımızla gerçekleştirdiğimiz, dini emir ve yasakları tatbiktir. Boyun eğdiğimiz yegâne varlık yaratıcımız, bizleri yoktan var eden Allah’tır.

Bu ayetle ilgili tefsirlere baktığımızda âlimlerimiz şunları özetle kaydetmektedirler: "Allah (c.c), mahlukatı yalnız kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. Kim Allah'a (c.c.) itaat ederse, mükafaatını eksiksiz olarak Allah'tan (c.c.) alır. Kim de Allah'a (c.c.) karşı gelirse, Allah (c.c.) kendisini en ağır şekilde cezalandırır. Allah (c.c.) hiçbir varlığa muhtaç değildir. Fakat bütün varlıklar her hal üzere O'na muhtaçtır. Çünkü O onları yaratan, onlara rızık verendir."

Muaz b. Cebel (r.a.) diyor ki:

"Rasulullah'ın (s.a.v.) bindiği merkebin terkisinde bulunuyordum. Bana dedi ki:

"Ey Muaz! Allah'ın kulları üzerindeki ve kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?"

Dedim ki:"Allah ve Rasulü daha iyi bilir."

Buyurdular ki:"Allah'ın kulları üzerindeki hakkı: Yalnız O'na ibadet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azap etmemesidir."

Dedim ki:"Ey Allah'ın Rasulü! Bunu herkese müjdeleyeyim mi?"

Buyurdu ki:"Hayır, müjdeleme! Sonra buna güvenirler (salih amelleri terkederler).

İBADET ETMESEK OLMAZ MI?

Ebu İshak Hazretlerine gelen bir topluluk diyorlar ki:

“Ya Eba İshak! Sen vaazlarında hep ibadet etmekten, bahsediyorsun. Acaba ibadet etmesek, olmaz mı? Bunun bir başka yolu yok mu?” Ebu İshak Hazretleri de:

“Olmaz olur mu, var! Hem de altı yolu var. Şimdi size o yolları sayacağım; değil bu altı şeyi, bunlardan sadece birini bile yapabilirseniz ibadet etmeyebilirsiniz.”

Bunu duyan topluluk seviniyor“Aman çabuk söyle, nedir onlar?” diyorlar. Ebu İshak Hazretleri de o altı yolu şöyle sıralıyor:

1. Allah’a ibadet etmek istemiyorsanız, Allah’ın mülkünden çıkacaksınız.

2. Eğer ona ibadet etmek istemiyorsanız, onun size verdiği rızkı yemeyeceksiniz.

3. Ona karşı günah işlerken, öyle bir yere gideceksiniz ki, orada Allah sizi göremeyecek.

4. Azrail gelince, ondan tevbe etmek için, biraz müddet ve müsaade alacaksınız.

5. Kabre konduğunuzda gelecek olan Münker-Nekire cevap vermeyip, onları kovacaksınız.

6. Ve nihayet mahşerde Cenab-ı Hak وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ﴿59﴾Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.“ (Yâsîn: 36/59) buyurup seni Müminlerin arasından çıkartarak cehenneme atacağı zaman, Allah’a karşı gelip cehenneme değil cennete gireceksiniz.

Eğer sizler, bu altı şeyi ya da hiç değilse bunlardan birini yapabilirseniz, o zaman ibadet etmeyebilirsinizbuyuruyor ve kalkıp yanlarından ayrılıyor.

Rabia-i Adeviye Hazretleri zamanında insanlar, “İbadeti cenneti kazanmak için mi, yoksa cehennemden kurtulmak için mi yapacağız?” diye münazaraya tutuşurlar. Meseleyi halletmek için de bir gün bir sahrada toplanırlar. Bunu duyan o mübarek kadın veli Hz. Rabia, bir eline bir kazmaöbür eline de bir ibrik su alarak oraya doğru yönelir.   Kendisini görenler, Nereye ya Rabia? diye sorduklarında, “Şu elimdeki kazma ile cennetin ziynetlerini ve nimetlerini kırıp dökmeye, şu su ile de cehennemin ateşini söndürmeye gidiyorum ki; artık Allah’ın kulları cennete kavuşmak için, cehennemden kurtulmak için de değil, sırf Allah rızası için Allah’a ibadet etsinler” buyurmuştu

Râbia Adeviyye:

“Ya Rab, kurb-i cemâline (Cemaline olan yakınlık hakkı için) yemin ederim ki. Ben Sana ne cehennem korkusu ne de cennet arzu ve iştiyakıyla ibadet etmedim.. Ben, Sana Sen olduğun için ibadet ettim..”

Kudsi hadislerde şu şekilde geçmektedir:

"Ben, cinler ve insanlar büyük bir haber içindeyiz. Ben yaratıyorum, Benden başkasına ibadet ediliyor. Rızık veren Benim, şükür gören (teşekkür edilen) başkası. Benim hayrım kullara inmeye devam ediyor. Onların kötülükleri de bana yükseliyor. Ben onları hikmetlerimle severken, onlar günahlarla beni kendilerine buğzetmeye sevkediyorlar." (İbn Asakir)

“Bu Kadar Az Bir Ömrü, Allah’tan Başka Şeylerle Uğraşmakla Geçirmemi

Aklımın Kenarından Bile Geçirmedim!”

İsa (a.s) bir adamın, bir dağın tepesinde, sıcak soğuk demeden devamlı olarak ibadet ettiğinigörür ve ona:

—Kendine bir ev yaparsan, seni hem sıcak, hem de soğuktan korur, der.

—Ya Ruhullah! Senden önceki peygamberler bana 700 yastan fazla yasayamayacağımıbildirdiler. Bu kadar az bir ömrü, Allahtan bakşa şeylerle uğraşmakla geçirmemi aklımınKenarından bile geçirmedim!

—Son zaman öyle bir ümmet gelecek ki, ömürleri en çok yüz yılı geçmeyeceği halde yüksekbinalar ve köşkler inşa edecekler, der.(Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, M. ERGÜN, S.21)

İMTİHANDASIN

وَهُوَ الَّذٖى جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَا اٰتٰیكُمْ اِنَّ رَبَّكَ سَرٖيعُ الْعِقَابِ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir.” (En'am 165)

اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفُورُ

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk 2)

ey insan! İmtihan için yaratıldığının farkında mısın?

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara -155)

Kulluk bizim imtihanımızdır. İnsanı ve yaşadığı dünyayı yaratan Allah, insanı bilgiden yoksun bırakmayan Rabbimiz, kulluğumuzu nasıl yapacağımızı, dünya imtihanından nasıl verim alacağımızı da vahiy yoluyla, peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle öğretmiştir.

İnsan,Yaratıldığı gaye olan kulluğun dışına çıkmak istediğinde veya çıktığında türlü sorunlarla, huzursuzluklarla ve mutsuzluklarla karşılaşır. Çünkü yaratılışında kendisine atılan format, tabiatına yerleştirilen program sadece yaratıcısına kulluk yapmak içindir. Kulluğunu yerine getirmez ise sudan çıkıp karaya vurduğunda balığa ne olursa aynen insana da o olur.

Yaratılış gayesine uygun yaşamayanlar akıbetlerinde pişmanlık duyacaklardır.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ

“Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!” (Nahl 16/36)

وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

"... Eğer şirk koşsalardı, kesinlikle tüm yaptıkları ameller boşa giderdi." (En'am: 6/88)

اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَیْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ وَكٖيلٌ ﴿٦٢﴾ لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿٦٣﴾ قُلْ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَاْمُرُونّٖى اَعْبُدُ اَيُّهَا الْجَاهِلُونَ ﴿٦٤﴾ وَلَقَدْ اُوحِىَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ ﴿٦٥﴾ بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرٖينَ ﴿٦٦﴾ وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖ وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿٦٧﴾ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّٰهُ ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ ﴿٦٨﴾ وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجٖیءَ بِالنَّبِيّٖنَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٦٩﴾ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ ﴿٧٠﴾

Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir. Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır. De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun (bilfarz) Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun! Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. Sûr'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar! Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez. Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.” (Zümer: 39/62-70)

 

Gâye Hakk’a kulluk olmalı, zîra gerisi boş,

Yoksa ebedî yurda varılır, bomboş ve bir hoş...

Görmez a’mâ olan kişi mâhı (ayı),

Nerde kaldı ki göre Allah’ı…. 

Ne bilir, hüsn-i Yusuf’tan a’mâ,

Ne bilir kulluk etmeyen şâhı.…  

Mezardakiler Hal Dili İle Konuşuyor!

“Ey yeryüzünde gezmekte olan İnsanlar! Ey Âdemoğlu! Bir zamanlar biz de sizin gibiyeryüzünde yürümekte, yasamakta idik. Bir zamanlar gelir ki, siz de bizim gibi olursunuz. Her kimbizi görürse o kişi, yok olmaya donuk olduğunu; zaman içinde, sahip olduğu şeylerisonsuzlaştırmayacağını anlasın! Bunu, gafil nefsine haber versin! Zira çok insanlar bu yerdengeçerken bizim etrafımıza indiler, bu çeşmenin suyundan içtiler. Bir müddet güzel bir hayatla mutluoldular. Hayatları onlara uzun gibi göründü, fakat zamanla hepsi yok oldular. Bundan böyle dedurum değişmeyecektir. Bu yer üzerinde, bir müddet yaşanır. Sonra olum vardır! (Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, M. ERGÜN, S.30)

 

Kıymetli kardeşlerim! İnsan bir yolcudur.

Ruhlar aleminden başlayan yolculuğumuz baba sulbünden, anne karnına; oradan bebek olarak yaşadığımız dünyaya; çocukluğumuzdan gençliğe ve ihtiyarlığa; ihtiyarlıktan kabre; kabirden mahşere, sırata ve ebedi aleme kadar devam edecektir.

Bu yolculukta kaynağın iman, rehberin Kur’an-ı Kerim, kılavuz ve örneğin Hz. Muhammed Mustafa olsun. Yolun aydınlık ve sırat-ı müstakim, Azığın takva olsun.

 

NOT: bu vaaz “Eti yenmez, sütü içilmez insan, neden yaratılmış?” İsmail ÖZELBAŞ, “İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ” Bahattin TAMA; “Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları” M. ERGÜN;“İnsanın yaratılış gayesi Kurân’dır” Mikail Gürel’in yazılarından istifade edilerek hazırlanmıştır.

 

“Hey Gidi Dünya Hey! Demek, Seni de Deli Diye Buraya Getirmişler!”

Beyazid-i Bistami Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçerken tımarhane

hizmetçisinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görüp: “Ne yapıyorsun?” Diye sorar. Hizmetçi: “Burası tımarhanedir. Delilere ilaç yapıyorum.” Der.

Beyazid-i Bistami Hazretleri: “Benim hastalığıma da bir ilaç tavsiye eder misin?” Der. Hizmetçi hastalığının ne olduğunusorar.

Bistami: “Benim hastalığım günah hastalığı. Çok günah isliyorum.” Der. Hizmetçi: “Ben günah hastalığından anlamam. Ben delilere ilaç hazırlıyorum” Diye cevap verir.

Tam bu sırada tımarhane parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli, (!) Beyazıd-iBistami Hazretlerine:“Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim” Diye seslenir.

Beyazid-i Bistami Hazretleri, delinin yanına sokularak: “Söyle bakalım, benim derdime çare nedir?” Diye sorar:

Deli (!) de su ilacı tavsiye eder: “Tövbe koku ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalp havanında tevhit tokmağı ile döv, insafeleğinden geçir, gözyaşıyla yoğur, ask fırınında pişir, aksam - sabah bol miktarda ye. O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz.” Der.

Bu güzel ilacı öğrenen Bistami Hazretleri: “Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler!” Deyip oradan ayrılır.(Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, M. ERGÜN, S.48)

 

 



6515 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi29
Bugün Toplam1721
Toplam Ziyaret1177776
Hava Durumu
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ