• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/sunumvaaz.vaaz
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mübarek Geceler

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
ÖRNEK BİR VAAZ PLANI VE VAAZ DUASI
VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ

Kandiller Ve Mübarek Zaman Dilimlerini Değerlendirmek & İdris YAVUZYİĞİT

Kandiller ve Mübarek Zaman Dilimlerini Değerlendirmekİdris YAVUZYİĞİTDin Görevlisi İNDİR

 

MÜBAREK

GÜN  ve GECELER

Yüce Allah aylar içinde Ramazan'ı, geceler içinde Kadir Gecesi'ni, dünya üzerinde Mekke'yi, insanlar arasında Hz. Muhammed (sas)'i, günler arasında cumayı seçmiştir. Mescid­i Haram, Mescid­i Nebi ve Mescid­i Aksa'da kılınan namazların öteki camilerde kılınanlardan daha sevaplı olduğu hadis­i şeriflerde açıklanmıştır.

Bunun gibi, İslâmi kaynaklarda "Kameri aylardan Recep, Şaban, Ramazan aylarının ve bu aylarda sıralanan Regaib, Mirac, Berat ve Kadir gecelerinin,  bayram günlerinin, Şevval ayında altı gün oruç tutmanın Muharrem ayında aşûre günlerinin, Rebiülevvel'in on ikisi kabul edilen Mevlid Gecesi'nin, hafta arasında pazartesi perşembe günlerinde oruç tutmanın ve bilhassa cuma gününün faziletine dair bilgiler" buluyoruz. Ne var ki, asırlar içinde bunlar arasına bazı asılsız şeylerin karışmış olma ihtimali vardır. Bu yüzden , bu alandaki bilgilerin doğrusunu ortaya çıkartmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıya bulunmaktayız... Kanaatimizce her Müslüman, mübarek gün ve gecelerle ilgili doğru bilgileri öğrenmeye özen göstermelidir. Böylece o gün ve gecelerde yapacağı ibadetleri, tövbe ve istiğfarı, dua ve zikirleri, tebrikleşmeleri, daha şuurlu yapabilme imkanına kavuşmuş olacaktır.

İnsan hayatı tek düze değildir, inişli çıkışlıdır. İnsanın kaderinde mutluluklarla üzüntüler iç içedir. Çoğu kez, mutlu olduğumuz kadar üzülür, üzüldüğümüz kadar mutlu oluruz. Gün güne, ay aya, yıl yıla uymaz, insan, kendini mesut edecek güzel gelişmelere tanık olduğu gibi zaman zaman sarsıcı streslerle ve iz bırakan acılarla karşılaşabilir.

Böyle durumlarda insana düşen nedir? İnsana düşen, mutlu olduğunda şükretmesini, sıkıntıya düştüğünde ise sabretmesini ve problemlerini soğukkanlı bir şekilde tedbirlerle, sistemli çalışmalarla çözmesini bilmektir. Yani şükür, sabır ve gayrettir.

İşte mübarek gün ve geceleri, mutluluklarımız için şükrümüzü, sıkıntılarımız içinde sabrımızı artırmak için karşımıza çıkan önemli bir fırsat olarak görmek mümkündür. Düşününüz ki uzun bir yola çıktınız; hava sıcak, yoruldunuz, buram buram ter döküyorsunuz, dizlerinizde derman kalmadı, bir bardak soğuk su, bir gölgelik yok mu diye elinizle alnınızı gölgeleyip uzaklara bakıyorsunuz. Derken, suların aktığı, kuşların öttüğü, serin gölgeliklerin bulunduğu güzel bir bahçe ile karşılaşıyorsunuz. Tabii ki orada serinlemek, dinlenmek istersiniz. İstirahat ettikten sonra menzil­i maksudunuza yani gideceğiniz yere rahatça yol alırsınız.

İşte mübarek gün ve geceler, yorgunluk veren meşakkatli işlerimiz arasında dinlenmek, soluklanmak, yolun devamına hazırlanmak, hayatımızı gözden geçirmek ve nefs muhasebesi için bir durak, bir istasyon ve bir uğrak yeri gibidir. Hayatımızın hesabını yaparken iyiliklerimizi, yararlı ve güzel davranışlarımızı nasıl artırırız? Hata ve noksanlarımızı nasıl giderebiliriz? Bunu düşünürüz. Günahlarımıza tövbe ederiz. İbadetlerdeki eksiklerimizi bundan böyle gidermeye azmederiz. Kur'an okur ve dinler, sohbetlere katılarak bilhassa Kur'an ve Sünnet'in anlam ve mesajı üzerinde düşünürüz, ibret ve ders alırız.

Ramazan gün ve geceleri, Kadir gecesi, cuma günü ve gecesi başta olmak üzere bütün mübarek gün ve geceleri gereği gibi değerlendirmenin hataların affına sebeb olacağı müjdesi karşımıza çok güçlü bir ruh hekimi gibi çıkmaktadır. Müslümanlar bu tabii hekimden ücretsiz olarak yararlanma şansına sahiptirler. O gün ve gecelerde hiçbir aracı olmaksızın kişi kendi iç dünyası ile baş başa kalarak Yüce Allah'a yalvarır, O'nu zikreder, tövbe ve istiğfarda bulunur. Böylece, iç huzuru yakalamaya çalışır.

Mübarek gün ve gecelerde gözden geçirmemiz gereken hususlardan biri de sosyal hayatta­mahallede komşularımızla, işimizde mesai arkadaşlarımızla, işyerimizde ortaklarımızla, ticari ilişki içinde olduğumuz insanlarla olan beraberliklerimizdir. Biz aynı ülkeyi paylaşıyoruz, aynı inancı benimsiyoruz. Ancak, yorum ve algılamada farklılıklarımız olabilir. Birbirimizi farklılıklarımızla birlikte kabul edebiliyor muyuz? Çevremizdekilere doğrulukta örnek olabiliyor muyuz? Mahallede komşularımıza, iş yerinde müşterilerimize veya hizmet ürettiğimiz insanlara güven verebiliyor muyuz? Biz, güvenilir, iyi geçimli, iyi ilişkiler kurabilen, selam veren, verilen selamı alan, küçüklere şefkatli, büyüklere saygılı, güler yüzlü, tatlı dilli, müsamahalı insanlar mıyız? Böyle gün ve gecelerde bu kabil soruların cevaplarını vermeye çalışırsak sosyal hayattaki davranışlarımızda kendimizi gözden geçirme, yenileme ve değiştirme imkanı elde etmiş oluruz. Halbuki biz çoğu zaman şeklî ibadetleri yapmaya çaba gösterirken ibadetlerin gerektirdiği iyi ve yararlı davranışları yani günlük hayatı ihmal ediyoruz. Böylece inanç ve ibadetlerimiz günlük hayatta boyut kazanamıyor. İslâm ise, bütün boyutlarıyla bir bütündür. İnancımız kulluğu gerektiriyor. Kulluk ise namaz, oruç, zekat, hac, kurban gibi ibadetlerimiz yanında sosyal çevreyi ve hayatın tamamını kapsıyor. Eğer biz adı geçen bu ibadetlerimizi gündelik hayata iyi ve yararlı üretim, hizmet, iş, üstün görev bilinci ve sorumluluk anlayışı olarak yansıtabilirsek bunların hepsinden ibadet sevabı elde edebiliriz.

Mübarek gün ve gecelerde oluşan manevi ortamda davranışlarımızı bu açıdan gözden geçirebilirsek Allah'a samimi kul olma yolunda daha sağlam adım atabileceğimizde hiç kuşku yoktur.

Öte yandan, evlatlarımız ve akrabalarımızla olan ilişkilerimizi gözden geçirmek için de mübarek gün ve geceler birer fırsattır. Günümüzde genellikle anne, baba, evlat ve akrabalar arası ilişkilerde hayatın zorluklarından kaynaklanan sıkıntılara rastlanmaktadır. Çevremizdeki insanlarla bu konuyu dertleşip konuştukça hemen hemen herkesin benzer şeyler söylediğini görüyoruz. Herkes evlatlarıyla uzun soluklu, içten ve sohbetli toplantılarda daha sık bir araya gelemediğinden, akrabalarını yeterince ziyaret edemediğinden, meseleleriyle ilgilenemediğinden şikayet etmektedir. İşte, mübarek gün ve geceler her yaştaki evlatlarımızla, torunlarımızla, akraba ve dostlarımızla bir araya gelme, tebrikleşme, dualaşma için birer imkandır. Bunu iyi değerlendirmek gerekir. Bizler çocukluk yıllarımızı hayal edince, mübarek gün ve gecelerin, hatıralarımızda çok özel bir yere sahip olduğunu görürüz. Çoğumuz ilk ibadetimize baba veya dedelerimizin elinden tutarak ya bir cuma, yahut bayram veya teravih namazına gitmekle başlamışızdır. Ayrıca, annelerimizin o gecelerde yaptıkları böreklerin, lokmaların, helva ve tatlıların lezzeti hâlâ damağımızda! Bu sebeple anneler babalar dilerlerse mübarek gün ve gecelerin ruhaniyetli atmosferinde evlatlarının gönüllerine iç dünyalarına daha kolay ulaşabilirler ve dinî değerlerimizi onlara daha kolay kazandırabilirler.

Diğer yandan mübarek gün ve geceler folklorik­kültürel öğeleriyle de dikkati çekerler, bir bayram namazında cami veya bahçesinde yer bulabilmek için insanların heyecanlı telaşını hatırlayalım: Eline bir seccade alan, bayram sabahı mahalle camiinin bahçesine koşar ve genellikle bu koşuda dede ve babalar camiye biraz daha erken gitse de çıkışta dede, baba, oğul, torun eve bir arada dönerler, coşkulu bir tebrikleşme cemaat ve komşular arasında hemen orada başlar, sonra evlerde tatlı ve şeker ikramları ile devam eder. Komşular arasında bayram tatlılarının damak tadı konuşulur, öteki bayramlar için tarifeler alınır. Cuma ve teravih namazları da buna benzer koşuşturma, tebrikleşme, dualaşma, ikramlaşma gibi güzellikler içerir. İftar sofralarının, dostları ve yoksulları bir araya getiren toplayıcılığı bir yana, Ramazan geleneğimizde teravih arkadaşlığı vardır. Genellikle akran ve yaşıt dost ve arkadaş toplulukları her gün farklı bir cami olmak üzere neşe ve şenlik içinde teravihe giderler. Teravih sonrası sohbetleri tatlı ve çay ikramı ile geç vakitlere kadar devam eder. Bu sohbetler ve ikramlar köylerimizde cami çevresindeki çayhanede, köy odasında veya müsait evlerde yapılır. Ben Konya'nın Bozkır kazasının Bağyurdu (Sobran) köyünde kış aylarına isabet eden Kadir gecelerinde geceyi ihya için cemaatin camide ve cami çevresindeki çayhanede sahura kadar uyanık kaldıklarını, bunu geceyi ihya maksadıyla yaptıklarını hatırlarım. Buna halk arasında "Kadir Gecesi Beklemek" derlerdi. Bilhassa çocuklar arasında Kadir gecesi beklemek hem çocuklar hem de aileleri için mutluluk veren övünülecek bir şeydi.

Bütün bunlar bu kabil gün ve gecelerin topluma akseden kültürel görüntüleridir. İşte bu kaynaşma, toplumu uzlaşmaya, birbirlerini anlamaya ve anlaşmaya götürür. Küsler barışırlar, barıştırılırlar. Böylece sosyal hayat güçlenir, ortak paydalar, paylaşmalar artar, milli düşünce gelişir. Millet kavramının bütünleştirici yönü mübarek gün ve gecelerde fiilî örnekleriyle açık bir biçimde ortaya çıkar. Köylümüzde "köyümüz", kasabalımızda "kasabamız", mahallelide "mahallemiz", şehirlimizde "şehrimiz" ve genel olarak ülkemiz insanlarında "memleketimiz" kavramlarına mübarek gün ve gecelerde çok olumlu anlamların yüklendiği, böyle gün ve gecelerde maşeri vicdan dediğimiz ortak düşüncenin ve milli şuurun gelişip arttığı bir gerçektir.

Bu gerçek, asırlardan beri manilerimizde, şiirlerimizde, şarkı ve türkülerimizde, hatıralarımızda, düşünürlerimizin­sosyal bilimcilerimizin eserlerinde varlığını sürekli hissettirir.

Bu kısmı Yahya Kemal'den bir alıntı ile tamamlamak uygun olacaktır. Merhum Yahya kemal, "Ezansız Semtler" adlı makalesinde, çocukların, ezan seslerini dinleyerek, Ramazan ve kandil gecelerindeki manevi atmosferi hissederek yetişmelerini çocukluk döneminin tatlı rüyası olarak niteler ve şöyle der:

"İşte bu rü'ya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rü'yasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor. Bu günkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rü'yası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'an'ın sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah'ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, Ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken Tekbir'leri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler hayata girdiler. Türk oldular." (Aziz İstanbul, s.126­127)

Yahya Kemal, Büyükada'da bir bayram sabahı yaşadıklarını da şöyle anlatır:

"Dört sene evvel Büyükada'da oturuyordum, bayramda bayram namazına gitmeğe niyetlendim; fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım. Büyükada'nın mahalle içindeki sakit yollarından kendi başıma camiye doğru gittim. Vaiz kürsüde va'zediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı. Orada o saatte toplanan ümmet­i Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben içim hüzünle dolu yavaş yavaş gittim. Va'zı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Kardeşlerim Müslümanlar bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarlarını hissediyordum. Vaazdan sonra namazda ve  hutbede onların içine karışıp Muhammed sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yek­dil, yek­vücud olarak gördüm. O sabah o Müslümanlığa az aşina Büyükada'nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik..." (Aziz İstanbul, s.127­128)

Prof. Dr.Hüseyin ALGÜL

İstanbul ­ Kasım 2001



5534 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi41
Bugün Toplam1407
Toplam Ziyaret1177462
Hava Durumu
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ